İlginizi Çekebilir



Mete OSMANÇELEBİOĞLU
14.05.2020 22:49:19
Saygıdeger Osman Bey teşekkür ederim. Siz anlatmasanız belki ben hiç duymayacaktım. Öncelikle yazılarınızı takip ediyorum. Yöremizin kültürü ve sosyal yaşamı konusunda bizleri bilgilendirdiniz. Keyfle okudum. Sağolun ANTALYA

Anahtar Kelimeler: Haldizen' "EFSANE KEMENÇECİ TAHSİN"
  • Cumartesi 13 ° / 2 ° Bulutlu
  • Pazar 17 ° / 0 ° Güneşli
  • Pazartesi 16 ° / 1 ° Güneşli

Haldizen'li "EFSANE KEMENÇECİ TAHSİN"

Trabzon Büyükşehir Belediyesinde İç Denetçi olarak çalışan hemşehrimiz Osman Obanoz’un kaleme aldığı Haldizen'li "EFSANE KEMENÇECİ TAHSİN" adlı makaleyi paylaşıyoruz.

Kemençeci Tahsin Yüce Demirkapı (Haldizen) mahallesinde civar köylerde 1950 -1970 yılları arasında horonlu -eğlenceli düğünlerin ve imecelerin vazgeçilmez ismi idi. Döneminde onsuz düğün olmazdı. Onun çalıp söylemediği düğün, düğün sayılmazdı. Hatta komşu köylerimiz Arpaözü,  Çayıroba, Derindere gibi bazı köylerde yapılan düğünlere özel davetli olarak giderdi. Diğer köylere gelin almaya gidilince "kolbaşı " mutlaka o olurdu. Karizmatik kişiliği vardı. Hem çalıp hem söyler, hem de atma türkülerin ustası idi.1954 yılındaki Babamın-Annemin düğününde kemençe çalarak çok sayıda davetliye atma türkülerle takılıp söylediği hala anlatılır. Candemirağa, sıksaray sallama ve atlama olarak bilinen oyunları kemençesi ile bir başka çalar ve insanları coştururdu. Bazan yaşlıların bir kısmına oynattığı;

O vay beni vaybana.

Kör oldum yana yana.

Ander kalasın felek.

Bir gün gülmedin bana" oyununu herkes oynayamazdı oyunu oynamak ayrı bir yetenekti dönemler bu işler ayrı bir kültürdü. Her zaman bakımlı idi. Giydiği büyük yakalı, önden üç düğmesi açık kolalı beyaz gömleği ,lacivert panolunu, yumurta topuklu ayakkabısı, kaytan bıyıkları ile farklı olan yaşam tarzı hemen anlaşılırdı. Belinde kabzası kaplamalı tabancası ona ayrı bir fiyaka verirdi. Eskiden düğünlerde kullanılan dinamitle atılan bomba olarak bilinen ve düğünleri şenlendiren materyaller onda hiç eksik olmazdı. Köyümüzden Mehmet Cavuşun kızı Ayşe Şahin hanım ile evlendi. Osman ve Sebahat adlı iki çocuğu oldu. Eşi Ayşe hanım talihsiz bir kaza sonucu Arpaözü deresi karşısında ormanda odun yaparken kayadan düşerek 1963 yılında geride 3 aylık bebek bırakarak aramızdan ayrıldı. Derler ya "doğdu yer ve coğrafya bazen kaderi oluyor insanın." Bir süre sonra Dernekpazarı ilçesine bağlı Zincirlitaş

( Vetsona)köyünden evlendi. Kendi düğününde çaldığı kemençe eşliğinde söylediği güzel türkülerle duygularını, bir anlamda ruh halini şu şekilde ifade etmişti; "VETSONA'NIN BAŞINDA VARDIR ZİNCIRLİKAYA.AYŞEM DÜŞMESE TAŞTAN NE ARARDIM BURAYA."

(Vetsona köyünün üst tarafında bulunan 2 büyük kayanın zincirle birbirine bağlı olduğu efsane olarak söylenir. Köyün yeni adı da buradan esinlenerek "Zincirlitaş" olarak konulmuştur.)Ancak bu evliliği uzun sürmedi. Trabzon'da bir süre ticaretle uğraştı. Daha sonra Samsun'a göç etti. Orada yeniden evlendi. 4 çocuğu daha oldu. Samsun Terminali yanındaki iş yerinde sedef direksiyon kaplama işi yaptı. Hemşehrilerinin uğrak yeri idi. Son derece sevecen ve misafirperver kişiliği vardı. Gurbette ve memleketten uzakta olmak onu hep üzerdi. Gurbet onun içinde hep uhde kalmıştır.

Gurbet o kadar acı ki,

Ne varsa hep içimde,

Hepsi bana yabancı,

Hepsi başka biçimde.

Ben gurbette değilim.

Gurbet benim içimde..

Sanki şair onun için yazılmıştı bu şiiri. Hemşehrilerine ve arkadaşlarına halamın oğlu, dayımın oğlu koseoğlu gibi onure edici lakaplarıyla içten ve gönülden seslenir, ince şakalar yapardı. Olduğu ortama pozitif enerji verirdi. Şair'in dediği gibi;

AH GURBET ZALİM GURBET,AĞLATIRSIN ADAMI, GÖZÜMDE YAŞ KALMADI,BIRAKSANA YAKAMI.

1996 yılında gurbette genç sayılabilecek yaşta hasta oldu. Vefatından birkaç gün önce Trabzon'dan ziyaretine giden arkadaşlarına bile türkü ile seslenmişti; "O Samsun'un yolları, Terme'dendir Terme'den, Şükürler olsun ki gördüm. Komşuları ölmeden" 57 yaşında ebediyete göç etti. Samsun'da toprağa verildi. Yunus Emre' nin deyimiyle;

"ZAMAN HEP AKTI GEÇTİ, HAYAT BİR PENCEREYDİ, HER GELEN BAKTI GEÇTİ"

Tahsin Yüce bizim yöremizde bir döneme damgasını vurarak" Haldizen 'li "KEMENÇECİ TAHSİN" adı ile İz bırakarak fani dünyadan göç etti. Ankara Radyosunda Karadeniz’in tanınmış sanatçılarından rahmetli Cemile Cevher Çiçek hanımın söylediği türkülere kemençesi ile eşlik etmişti. Ancak yetenekli olmasına rağmen o dönemlerde aynı ekolde tanınan ve nam yapan Sürmene' li kemençeciler Hüseyin ve Fahrettin Dilaver, Bahattin Çamurali, Akçaabat'lı kemençeciler Koryana'li Hüseyin Köse, Şevket Köroğlu, Maçka'lı Saffet Genç, Görele'li Katip Şadi gibi fazla tanınamadı veya şansı malesef yaver gitmedi. Ama yine de Aşık Veysel'in deyimi ile Ben gidersem adım kalır.

Dostlar beni hatırlasın.

Misali kendisini unutturmayacak hatıralar bıraktı. Oğlu Osman Yüce şartlar gereği yine gurbet ili Giresun'a yerleşti da babasının yolunda devam etti. Zaman zaman mahallemizde yapılan düğünlere kemençesi ve türküleri ile renk katmaktadır.. Bu yazının ilham kaynağı ise, halen aynı apartmanda birlikte yaşadığım Dünyanın en şanslı insanlarından biri olduğuma inandığım ve bu bilgilerin bir kısmının kaynağı olan Sevgili Safiye Annemin düğününde söylediği güzel türküler, hem de daha sonra gelişen bire bir samimi ve güzel ilişkilerimiz nedeniyle de, bu yıl ki ANNELER GÜNÜ" anısı olarak Demirkapı mahallemizin bir "değeri" olan Files'linin Tahsin olarak bilinen "Efsane Kemençeci " rahmetli Tahsin Yüce'yi bilenlere hatırlatmak, yeni nesillere de aktarmak istedik. Kendisini rahmetle anıyoruz. Ruhu şad olsun.

Annemin düğününde söylediği unutulmayan türkülerinden bazıları;

Babaannem (Kaynana) Ayşe hanıma:

Yaylanın yokuşuna

Taban tutarım taban.

Ayşe hala düğünde,

Kaç koyun kestin kurban..

Dedem (Kayınpeder) Osman Efendi'ye;

Yaylanın çimenine

Atı kovarım Atı,

Oy gidi Osman Ağa

Nasibiniz bu İdi.

(O zamanın geleneği gereği düğün yapan ailenin daha önce eniştesi olmuş başka ailelerden hediye kurban gelirmiş. Bizim ailenin 3 eniştesi, 3 koyun hediye göndermiş, o koyunlar düğünde kesilip, davetlilere ikram edilmişti) Düğünün aşçıları Zühre nine ve İpek Nineye de şu atma türkü ile takılmıştı;

Kemençenin teline,

Ne olsa söylüyorum.

Hani Cazı Aşçılar?

Açlıktan ölüyorum..

Tahsin Yüce'nin bir başka anısı; 1970 li yıllara Eğridere köyünden Çokluk ailesi Demirkapı köyüne Keleş ailesinden gelin almaya gelir. Düğüncüler ani bastıran kar dolayısı ile Demirkapı köyünde kalmak zorunda kalırlar.(Mesafe 35 km) O gece yine Kemençeci Tahsin Yüce misafirlere şu atma türkülerle takılmadan edemez;

Gezdim yarın peşine,

Yüksek dağlar kar idi.

Hamit'in odasına

Elli kişi var idi…

Severim portakalı.

İllada "yapa"sını

Kışladın Meteliksiz

Ver kışla parasını..

Peştemalin altına.

Bir göz bakıyor bana.

Sen gördün, ben görmedim

Vebali kalsın sana..

Kemençeci Tahsin Yüce Bayburt' un bir köyünden bir kız sever, Kız ona şu şekilde kinayeli türkü takılır;

Bu Haldizen'li Tahsin

Fukaradır fukara.

Vardir 2 gömleği,

Biri durur kukara...

Tahsin Yüce' de şöyle cevap verir;

Bayburt'tan Haldizen'e,

Yol aşıyor aşıyor,

Bayburt'un buğdayını,

Benim babam taşıyor..

Her sabahtan sabaha,

Saçımı tarıyorum.

Tirpan değil meramım,

Kız seni arıyorum"