Alaettin KÖKSAL


 İTAAT VE İTAATSİZLİK 

--------------


İtaat kelimesinin sözlük anlamı; söz dinleme,  boyun eğme, ıstılahı anlamı Yüce Allah’a mutlak surette itaat etmek, emir ve yasaklarına boyun eğerek kabul etmektir.   Mü’minlerin kimlere itaat edip,  etmeyecekleri hususunda Yüce Allah (CC)  ve Peygamberimiz (S.A.V.) hadislerle gerekli olan uyarıları yapmıştır.  

“De ki, eğer siz Allah’ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı bağışlayarak örtsün. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Al-i İmran 31) “ De ki, Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Eğer aksine giderlerse, Şüphesiz Allah kâfirleri sevmez.” (Al-i İmran 32)  

 “ Haberiniz olsun! Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında karar verdiğiniz zaman adaletle karar vermenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor.” (Nisa 58)   

 “ Ey iman edenler Allah’a itaat edin. Resulüne itaat edin ve sizin gibi inanan, müslüman yöneticilere itaat edin. Sonra bir şey hakkında anlaşmazlığa düştünüz mü, eğer Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanan mü’minler iseniz, onu Allah’a ve Peygamberine arz edin o hem hayırlı, hem de sonuç bakımından daha güzeldir.”  (Nisa 59)   

Naklettiğimiz bu ayeti kerimeleri Kur’an ve sünnet bütünlüğü içinde ele alırsak, Yüce Allah (CC) mutlak itaatin, geçici itaatin ve dava adamının nasıl olması hususunda biz kullarını bilgilendirmektedir. Mutlak itaat, Yüce Allah’a ve resulünedir.  Müslüman olan idareci mutlak itaat kapsamı içinde olmazsa da, müslümanlar tarafından itaat edilmesi farzdır. İdareci dinden dönerse, aklını sıhhatini kaybederse, esir düşürse, istifa ederse, ölürse, karar alma yetkisini, otoritesini kaybederse böyle bir idareciye itaat etmek caiz değildir.    

 Müslümanlar; Kendileri gibi inanan idarecileri itaat etmelerinin birinci şartı Yüce Allah’ın öğütlerine gönülden iman etmeleridir.  Dava adamları, mutlak bir teslimiyetle, herhangi bir meselede anlaşmazlığa düşerlerse o meseleyi Yüce Allah’a ve Resulüne arz etmelidirler. Teslimiyet bir arayıştır, tükenmişlik değildir.  

Hz. İbrahim (a.s). Yüce Allah’ı aramış ve mutlak surette teslim olmuş ve Nemrut’un ateşinde yanmamıştır. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu İsmail’i (a.s.) kurban etmeye kalkışması, Hz. İsmail’in kurban olmaya razı olması,  Hz. Hacer annemizin tek başına Mekke de ikamet etmesi mutlak teslimiyettir ve sonucu da zafer olmuştur. Dava adamı Yüce Allah’a ve resulüne bu şekilde teslim olursa idarecisini arayıp bulur ve itaatsizlik yapmaz.    

İlim öğrenmek için bir âlime, cemaatle namaz kılmak için imama itaat etmek sünnettir. Nefsi terbiye etmek için ehil olan bir mürşide intisap etmek mubahtır. Devlet başkanına cihad emirine itaat etmek farzdır. Bu hususları bilen dava adamı inandığı davanın ilkelerine bağlı kalarak bedel ödemeyi göze almaktan çekinmez.   

Tarih boynuca isimleri anılan anılmayan isimli ve isimsiz dava adamları davaları için bedel ödemekten çekinmediler ve hiç de pişman olmadılar.  Meseleyi kavrayan ve anlayan gençlerimizi tenzih ederek söylemek gerekirse, zaman, mekân ve imkânla değişmesi mümkün olmayan Tevhid dininin yeniden gönüllerde yer etmesi ve dirilmesi için mallarıyla canlarıyla bedel ödeyen aramızdan ayrılan ve halen aramızda dolaşan dava adamlarını,  yeni nesil gençlerimize tanıtmak müslümanların vicdanı bir görevi olduğu unutulmamalıdır.  

Dünkü Türkiye’nin siyasi ve ekonomik sıkıntılarını bilmeyenler veya yaşamayanlar, Bugünkü Türkiye’nin kıymetini ve rahatlığını anlayamazlar.    Tarihi geçmişini ve yakın tarihini bilmeyen, araştırmayan gençlerimiz sağlıklı bir gelecek inşa etmeli zor olur. Davasının selameti için yola çıkan, rahmetli Erbakan hocamıza “ Bir çiçekle bahar olamaz” diyerek karşı çıkanlara “ Her bahar bir çiçekle başlar” diyerek Türkiye’mizin bahar havasına kavuşacağını işaret ediyordu. Yüce Rabbimize hamd olsun, vatanımızın her köşesinden kardelen çiçekleri gibi baharı müjdeleyen milyonlarca çiçekler olduk.  Bu çiçekleri unutanlar, kin ve nefretlerinden dolayı hatırlamayanlar, köklerini kurutmak isteyenler ne yaparlarsa yapsınlar, Yüce Allah’ın izniyle her mevsimde farklı renklerle ortaya çıkan, merhamet ve adalet müjdeleyen çiçekler olarak zalimlerin, hainlerin karşısına çıkacağımızı unutmasınlar. 

“Ey iman edenler, eğer o kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, sizi imanınızdan sonra çevirirler, kâfir yaparlar! (Al-i İmran 100) “ Ey İman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz, eğer imana karşı inkârdan hoşlanıyorlarsa onları dost edinmeyin( itaat etmeyin) sizden kim onları dost olarak tanıyacak olursa ( itaat ederse) işte onlar kendilerine zulmedenlerdir.” ( Tevbe 23) 

İslam dini;  idarecilerin yanı sıra, toplumun zihin ve gönül dünyasını, Kur’an ve sünnetle aydınlatan ilim adamlarına itaat etmeyi de emretmiştir.  Üç kişi bir araya geldiği zaman aralarından bir emir seçmelidirler.    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “ Hepiniz çobansınız ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Emir (Halife, Padişah, Devlet başkanı, Vali ve emsali amirler) çobandır. Baba ev halkının çobanıdır. Ana; kocasının, evinin ve çocuğunun çobanıdır.” (Buharı, Müslim) 

[“İdarecileriniz sizi günah işlemeye zorlamadıkça onlara itaat edin.”  “ Emir sahibi kişi, bir müslümanın günah işlemesini emretmediği sürece, herhangi bir müslüman, emir sahibinin yaptığı meşru işlerini sevse de, sevmese de devleti yöneten kimseye itaat etmesi şarttır. Günah işlemeyi emreden yöneticiye itaat edilmez.”] (Buharı, Müslim)   

Bu hadisi şerifin doğru anlaşılması için;  “Resul-i Ekrem efendimiz hazırladığı bir müfrezenin başına Ensar’dan Abdullah bin Huzeyfe’yi (r.a)  kumandan tayin etmiş, mücahitlere de kumandana itaat etmelerini emretmişti.  Müfreze komutanı askerleri toplamış, onlara Resulullah’ın (s.a.v) bana itaat etmenizi emretmedi mi? askerlerde evet dediler. Bunun üzerine kumandan haydı bana odun toplayın ve bir ateş yakın emrini verdi. 

 Ateş yükselince mücahitlere ateşe girmelerini emretti.  Sahabenin bir kısmı durakladı. Bir kısmı ateşe atlamaya hazırlandı, diğer bir kısmı da bu emrin doğru olmadığını düşünerek, arkadaşlarına ne yapıyorsunuz uyarısını yaptılar.   

Medine’ye döndüklerinde durum Resul-i Ekrem efendimize arz edildi. Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu “ Eğer mücahitler, o ateşe girselerdi, kıyamet gününe kadar bir daha oradan çıkamazlardı, yöneticiye itaat makul ve meşru olan emirler için söz konusudur.” (Buharı)  “Allah’a isyanın olduğu yerde, mahlûka itaat edilmez”. (Müsned)    “Masıyette itaat olmaz. Şüphesiz ki, itaat meşru dairededir.” (Buharı, Müslim)   

Bu hadislerden anlaşılan idarecilere kayıtsız şartsız bir şekilde mutlak itaat yoktur. İdarecilere itaat etmenin şartı, yöneticilerin mutlak surette Yüce Allah’a ve Resulüne itaat etmesine bağlıdır.   Müslümanlar yöneticilerini istişareyle seçmeli ve seçtiklerine de itaat etmelidirler. Bugünkü seçim sistemi doğru kullanılırsa, İslam dinine aykırı değildir. Halkın iradesiyle seçilen yöneticileri isyan, darbe ve benzeri gayri meşru yolarla iktidardan düşürmek meşru değildir. 

“Bir kimse devlet başkanına biat ederse, elinden geldiği kadar ona itaat etmelidir. Bu arada (Gayri meşru bir şekilde) bir başkası ortaya çıkar, yönetimi eline geçirmeye çalışırsa derhal onun boynunu vurunuz.” (Müslim) 

Bir kimse devlet başkanına karşı sebepsiz yerde itaatsizlik ederse, kıyamet gününde, Yüce Allah’ın huzurunda tutunacağı bir delili bulunmaksızın çıkar. Devlet başkanına bağlılık sözü vermeden ölen bir kimse, cahiliye devrinde ölmüş gibidir” (Müslim) “ Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur. Devlet başkanına itaat eden bana itaat etmiş olur. Devlet başkanına karşı gelen bana karşı gelmiş olur.” (Buharı)   

 Devlet reisine itaat, umum âlimlerin görüşüne göre vaciptir. Devlet reisi istenildiği anlamda yeterli görülmezse de, zalimlik ve ihanet yapmadığı surece, devlet otoritesine karşı yapılan isyan, büyük bir fitneye ve devletlerin hayatına mal olacağından, devlet reisinin layık olmama durumuna bakılmaksızın itaati gerekli görmüşlerdir. (Geniş bilgi için Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Riyazu’s Salihin)