Mehmet ŞAHİN


AYASOFYA’NIN AÇILIŞI VE HATIRLATTIKLARI

-------------------------------------------


86 yıldır ibadete kapalı olan, 1934 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile cami statüsünden çıkarılarak müzeye çevrilen ve bu yüzden hüzünle, hasretle açılışını, özgürlüğünü bütün Müslümanların beklediği Ayasofya, 10 Temmuz 2020 tarihi itibariyle nihayet özgürlüğüne, asli hüviyetine kavuşturuldu. Çok şükür!

Bizim Cumhuriyet tarihimiz, manevi dünyamızı, kültür ve medeniyet dünyamızı tahrip eden çok acı, çok hazin, çok incitici toplumsal bünyemizde derin yaralar açan karar ve bunların uygulamaları ile doludur. Ayasofya'yı müzeye çeviren karar da bu kararlardan sadece biridir. İşgal yıllarında (16 Mart 1920-6 Ekim 1923) 1299  gün işgal altında kalan İstanbul’da işgalci güçler bile Ayasofya’ya dokunamamışlardır. 

Toplumumuzu kültür ve medeniyet kodlarından, İslam'dan uzaklaştırmak, soğutmak, ilişkisini kesmek için ne can yakıcı kararlar, zalimce uygulamalar yapıldığını hiç unutmamak ve unutturmamak tarihin tekerrür etmemesi için çok elzemdir. Bu meyanda:

1924'de hazırlanan anayasanın 2. maddesinde devletin resmî dini İslam iken, 1928 anayasasından bu madde niçin çıkarıldı ?

Madde: 2 Türkiye devletinin dini, din-i İslâm’dır. Resmî dili Türkçedir, makarrı Ankara şehridir.

Cumhuriyet döneminde akıl almaz bir şekilde camilerin ortadan kaldırıldığı, açık artırma ile satıldığı, depo, ahır, yatakhane, lokal, sazevi ve hatta tuvalet haline getirildiği gerçeği neyin nesidir?

Müslüman Türk toplumuna kanun zoru ile niçin şapka giydirilmeye çalışıldı? Sırf bu sebeple çeşitli şehirlerimizde sayıları tam olarak bilinmeyen onlarca insan niçin kurşuna dizilerek öldürüldü, asıldı, darağaçlarına gönderildi? Şapka takmayanın asıldığı ülke olmakla başımız göğe mi erdi, çok mu müreffeh, kalkınmış, medeni bir ülke olduk? Şu satırlar kan dondurucu değil mi?

“Bazı anılar dikkat çekiyor: Atatürk Şapka Kanunu’nu çıkarıyor. Ancak büyük tepki verilen bölgelerden biri de Karadeniz oluyor. 15 Aralık 1925 günü halk, “Biz zorla şapka giymek istemiyoruz, sarığımız bize yeter!” diyerek Ulu Cami önünde toplanıyor; uyarının dinlenmemesi üzerine jandarma bunlara ateş açıyor; 17 kişi ölüyor. Rizelilerin isyanı karşısında yeni Cumhuriyet hükümeti, donanmanın en büyük harp gemisi olan Hamidiye kruvazörünü Rize sahillerine gönderiyor. Ulu Caminin bulunduğu Battaniye yamaçlarını dövüyor. Sadece bir gün içinde 143 kişinin yargılama işlemi bitiriliyor; 14 kişi 15’er yıl, 22 kişi 10’ar yıl, 19 kişi de 5’er yıl kalebend denilen ağır hapis cezalarına çarptırılıyor. Geriye kalanlar ise dayak ve para ödeme gibi hafif ceza alıyorlar. İstiklal Mahkemesi’nin hızla verdiği kararla 8 kişi hemen Ulu Cami önünde kurulan darağacında idam ediliyor. Yıllar sonra bu bombardıman hadisesi türkülere konu oluyor: “Atma Hamidiye atma din kardeşiyiz.
Ula şapka da giyeceğiz, vergi de vereceğiz!”  ( Hürriyet Gazetesi, Yalçın Bayer, Şapka da giyeceğiz vergi de vereceğiz, 6 Haziran 2013 )

25 Kasım 1925 tarihinde mecliste kabul edilen 671 No'lu "Şapka İktisası (giyinme) Hakkında Kanun" hala geçerli, ilga edilmiş değil. Değiştirilmesi teklif edilemez maddelerden biridir.

İmam-Hatip okullarının bir kapatılıp bir açılması, mezunlarının üniversitelere girişlerinin engellenmesi, katsayı rezaleti neydi, ne yapılmak isteniyordu? Yüzbinlerce gencimizin geleceği karartıldı. Aileleri ile beraber mağdur edildi. Niye ?

Başörtülü Müslüman genç kızlara orta öğretim kurumları ile üniversitelerde reva görülen ve vicdanları sızlatan zulüm, ikna oda rezaletleri, mobbing, fiziksel şiddet, mecliste ve üniversitelerde hayvanlara bile reva görülmeyecek, aslında hukuk fakültelerinde mutlaka okutulması gereken kin ve nefret dolu hak ihlalleri, tartaklamalar, hakaretler,  yüzbinlerce öğrencinin mağdur edilmesi, geleceklerinin karartılması, öğrenim haklarının ellerindenden alınması, neydi, neye yönelikti ?   

1932'den 1950 yılına kadar onsekiz yıl ezan, niçin kanun zoru ile değiştirilerek Türkçe okutuldu? Ezanı veya kameti aslı ile okuyan binlerce kişi niçin tutuklanıp cezalandırıldı? Bunun toplum için ne faydası vardı? Belli bir kesim tarafından günümüzde bu konunun tekrar uygulanmaya sokulmak istenmesi, tartışılması nedendir?

Niçin selatin camilerimizde Türkçe ibadet denemeleri yapıldı? Baş açık ve firaklı Türkçe hutbe okutuldu? Amaç neydi?

Bir dönem Klasik Türk Müziği yani sanat müziğinin çalınması niçin yasaklanmıştı? Bu konuda Sinan Çetin’in “türkü dinlemek yasak” adlı kısa filmi, dönemin ruhunu tam olarak yansıtıyor.

Kur'an öğrenmeye ve öğretmeye niçin yasak ve cezai müeyyide getirildi?

Jandarma takibi ve mukadder zulüm uygulamalarına muhatap olmamak için gözlemci eşliğinde samanlıklarda Kur'an öğrenmeye ve öğretmeye bu aziz millet niçin mahkûm edildi? Yakın geçmişte 12 yaş altına getirilen Kur’an kursu yasağı neyin nesiydi. Niçin konulmuştu dert, niyet neydi?

Sorular, nedenler, niçinler uzar gider… Toplumsal hafızamızda uzak yakın bunun gibi nice iç burkan, hazin olaylar, zulüm dolu uygulamalar var ne yazık ki. Biz belli başlılarını hatırlatmaya çalıştık. Bunları, tarihin yeniden tekerrür etmemesi için şüphesiz unutmamalı gelecek nesillere de aktarmalıyız.  Soruların cevapları da yazının başlangıcında ifade edildiği gibi gayet açıktır.

İktidarların görevi toplumun dinî ve millî değerleri ile savaşmak, toplumu zorla dönüştürmek olmamalıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca laiklik, irtica, laiklik, irtica diye diye bu milletin ensesinde boza pişirildi. Şimdi katsayı zulmü yok, başörtüsü serbest, Kur’an öğrenmek için yaş engeli de kalktı. Ne oldu kıyamet mi koptu ? Toplumun düzeni mi bozuldu. Laiklikten, irticadan bahseden var mı ?    

Ayasofya’nın tekrar asli hüviyetine kavuşturulması toplumsal yaralarımızdan birinin daha çözüme kavuşturulmasıdır. Bu karar milyonlarca vatan evladının gönlünü ferahlattı, hasretle bu günleri bekleyenlerin hasreti bitti. Çok şükür… Ancak “zulüm 1453’te başladı” diyenler, bırakınız Ayasofya’nın açılmasına sevinmeyi, Sultan Ahmet Camisi de müze olsun söylemindeler.

Bu bir mücadeledir. Bu mücadelede cesur ve kararlı olanlar eninde sonunda kazanır. Ayasofya’nın açılmasını sağlayarak bu günleri bize göstermede katkısı olan herkesten ama herkesten Allah razı olsun. Şüphesiz onlar bu millet tarafından daima minnetle anılacaklardır. İlelebet cami kalsın vakfiyesi ile Ayasofya’yı biz Müslümanlara emanet eden İstanbul fatihinin ruhu da şâd olsun. Torunları gereğini yaptı. Kim ne derse desin.