Alaettin KÖKSAL


DİN BİLGİNLERİYEL SOHBET (2)  

--------------------------


Müslüman milletimizi İslam adına bilinçleştirme hususunda öncü olan din bilginlerimizle sohbet ettiğimize göre, öğrenmek ve anlamak için soracağımız sorulara karşı alınganlık göstermemelisiniz. Doğru ve yanlış sorulara, açık yüreklilikle Kur’an ve sünnete göre cevap vererek milleti her konuda aydınlatmalısınız.  Tarih boyunca müslümanları parçalayıp güçsüz hale getirmek ve dinlerinden uzaklaştırarak batıl zihniyetlerin kölesi haline getirmek için her yolu deneyen şer güçlerin sinsi planlarını, milletle birlikte, bozmanın gayreti içinde olmalısınız.  

Şer güçlerin özelikle siyonistlerin uydurduğu sağcı, solcu, sosyalist, kapitalist, komünist, faşist, ilerici, gerici gibi ve benzeri ideolojik düşünce ve fikirlerle, algı operasyonlarıyla, müslüman milletimizi modern köleler haline getirmeye çalışan emperyal güçlerin kirli ellerinden halkımızı, özelikle gençlerimizi kurtarmanın tek yolu, İslam dinini doğru yaşanmasından geçtiğini anlatmalısınız.     

Müslümanları düştükleri tefrika tuzağından kurtarmak,  kalplerini ve beyinlerini batıl ideolojilerden sert bir şekilde çevirerek özlerine dönmeleri hususunda etkili bir şekilde tebliğ ve davet görevini yapmalısınız.  Tefrika fitnesinin nasıl bir bela olduğunu önce kendi nefsinize sonra da müslümanlara izah etmelisiniz.  İslam kardeşliği ve ümmet bilinciyle hareket eden müslümanların,  mevcut olan maddi ve manevi güçlerini birleştirip Yüce Allah’a (CC) tevekkül ederlerse, şer güçlere karşı zafere ulaşacaklarının müjdesini vermelisiniz.   

Şer güçlerin hain planlarını gördüğünüz halde, zalimlere ve işbirlikçilere karşı ümmet bilinciyle gerekli olan tedbirleri almanın çağrısını yapmazsanız, din bilginleri olarak görevinizi yapmamış olursunuz. Unutmayalım ki, kıyamet gününde ne sizlerin nede bizlerin ileri süreceği hiçbir mazeretimiz kabul edilmeyecektir.  

 “ Ey iman edenler! Sizden olmayanları  (sizin gibi iman etmeyenleri) dost (yönetici) edinmeyin. Sizi şaşırtmakta kusur etmezler. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Görmüyor musunuz öfkeleri ağızlarından taşmakta, gönüllerinde gizledikleri ise daha büyüktür. İşte düşünürsünüz diye size ayetlerini apaçık bildiriyoruz.” (Ali İmran 118)  

“Sizler öyle kimselersiniz ki, oları seversiniz, indirilen tüm ilahi kitaplara inandığınız halde, onlar sizi sevmezler. Hem sizinle karşılaştıklarında ‘Biz de inandık derler’ yalnız kaldılar mı öfkelerinden aleyhinize parmaklarını ısırırlar. De ki, ‘öfkenizle ölün!’ Şüphesiz Allah bütün kalplerin sırrını bilir.” (Ali İmran 119”   

“ Size bir iyilik dokunursa fenalarına gider. Başınıza bir bela gelirse onunla sevinirler. Eğer siz sabırlı olur ve iyi korunursanız, onların tuzakları size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah, onları yaptıklarıyla kuşatmıştır.” (Ali İmran 120)   

Bu ve benzeri ayetleri Kur’an ve hadis, bütünlüğü içinde halkımıza anlatmayan din bilginleri, görevlerini hakkıyla yerine getirdiklerini söyleyebilirler mi?  Dini doğru anlayarak doğru bir şekilde anlatmak için tahsil yapan din bilginlerimiz, partiler üstü bir anlayışla müslüman milletimizi her konuda aydınlatmaya ve bilgi sahibi olmalarına yardımcı olmalıdırlar.   

Âlimlerimiz ve din bilginlerimiz, hayatımızın her alanını tanzim eden siyasi, sosyal, ekonomik, askeri, hukuki, içtimai, ahlakı ve diğer hususlar hakkında yeterli bir bilgi sahibi olmalıdırlar. Ülkemize, milletimize, imanımıza ve ibadetlerimize zarar vermeyecek siyasi ve ekonomik çıkarlarımız için şer güçlerle yapılan anlaşmaların sakıncalı olmadığını ayet ve hadislerle anlatmanı gayreti içinde olmalıdırlar.  

Din bilginlerimizin gayretiyle bilinçleştirilen bir toplum fitnelere alet olmaz. Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların hilelerine aldanmaz.  Hz. Peygamberimizin (s.av.) ifadesiyle; “ Müslüman bir delikten iki sefer ısırılmaz.”  Kalbi imanla dolu olan bir nesil, zalimlerin çirkin hilelerin alet olmadan hangi işin doğru hangi işin yanlış olduğunu kolayca kavrayacaktır.  

Şuurlu bir genç, zalimlerin, hainlerin ve işbirlikçilerin, şahsi ikbal ve menfaatlerine boyun eğmez. Zalimlerin ve fitnecilerin kuvvet ve çıkarını, imtiyaz ve menfaatini üstün görmez. Her şart altında hakkı üstün tutmaktan vazgeçmez. Böyle bir neslin oluşmasına en büyük katkıyı din bilginlerimiz vermeli, bu eserde onların olmalıdır.           

Fitne ve fesadın ülkemiz ve İslam dünyası üzerine kol gezerken müslümanlar olarak, basit siyasi getiri ve çıkarlarımız için birbirini kırmaktan sakınmalıyız. Bilerek/bilmeyerek haddi aşan müslümanları Kur’an ve sünnette göre uyarmakta hem din görevlerinin ve hem de diğer müslümanların işi olduğunu, unutmamalıyız.  

 

Siyasetçilerin hatalarını İslam dinine aykırı olan icraatlarını konuşan din bilginlerine “Sen işine bak siyasette karışma” gibi’ saçma bir cümleyi hiçbir müslüman kuramaz, kurmamalıdır. Siyaset tüm peygamberlerin yaptığı bir iştir, Hak –Batıl mücadelesi yaparak devlet kurmuşlar devlet yönetmişlerdir. Bu görevi kirletmeye, mecrasından çıkarmaya ve saptırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.   

 

Ülkemizin tüm insanları, inanan inanmayan herkes şunu iyi bilmelidirler ki, din bilginlerimiz namaz kıldırma cenaze yıkama memurları değildir. Dünya ve ahiret sadedimizi düzenleyen Kur’an-ı keriminin tamamını anlatmakla mükelleftirler. Birilerinin işine gelmiyor diye,  din bilginlerine Kur’an’dan şu bölümleri anlat şu bölümlere anlatma gibi bir sınırlama getirmek insan hak ve özgürlüklerine ve inancımıza saygısızlıktır. Basit siyasi getiri ve çıkarları için Kur’an ve sünnette doğrudan saygısızlık yapamayanlar, din bilginleri üzerinden saygısızlık yapmaktadırlar.      

[“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Her kim Allah ve Resulüne asi olursa açık bir sapıklıkla sapmış olur.” (Ahzab 36)   “