Alaettin KÖKSAL


DİN BİLGİNLERİYLE SOHBET (5) 

--------------


Yazı dizimizin başlığına din bilginleriyle sohbet cümlesini koymamızdan maksat;   Milletin önünde duran, genellikle halk tarafından saygı duyulan din bilginlerimizin şahsında yerelde ve genelde devleti yönetenlere ve kendilerine yetki veren müslümanlarla sohbet etmektir. Müslümanım diyen herkes,  zalimlere karşı mücadele etmekle sorumlu olduklarını bilmelidirler. Yüklendikleri İslam emanetini hakkıyla yerine getirmek için azami gayret göstererek sadece Yüce Allah’a kul olmanın şerefine nail olmalıdırlar. 

İyilerini tenzih ederek söylüyorum hiçbir din görevlisi, yerel ve genel hiçbir yönetici ve sıradan müslümanlar,  dünyeviliklerinden dolayı, zalimlerin, hainlerin, fasıkların ve işbirlikçilerin zulümlerini gördükleri ve yaşadıkları halde, sözünü ettiğimiz bu ihanet güruhlarının zihniyetlerine meylederek alet olmamalıdırlar. [“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar.  Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür”  “Sakın zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size de ateş dokunur. Allah’tan başka sahibiniz de yok, sonra kurtulamazsınız.” (Hud112-113)] 

Kur’an ve hadis okudukları ve namaz kıldıkları halde, akıllarını nefislerinin ve kötü hırslarının emrine vererek kendilerini haklı görenler aşağıda nakledeceğimiz ayetleri ehli vicdanlarıyla tefekkür ederek nerde nasıl yanlış yaptıklarını düşünmelidirler.  [“ Sana vahyolunan kitabi güzel oku ve namazı kıl. Doğru kılınan namaz edepsizlikten ve uygunsuzluktan men eder. Şüphesiz ki, Allah’ı anmak, en büyük iştir ve Allah yaptığınız her şeyi bilir.” (Ankebut 45)  

[“Dinlerini parça-parça edenler ve kendileri de grup-grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir alakan yoktur, onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, kendilerine yaptıklarını haber verecektir.” (Enam 159)   “Onlar ki, dinlerini parçalayıp bölük-.bölük olmuşlar, her grup kendi yanındakine güvenmektedir.” (Rum 32) “ Bütün insanları kendi önderleriyle çağıracağız günü hatırla, her kime kitabı sağından verilirse işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.” (İsra 71) “De ki, herkes kendi karakterine göre hareket ediyor. Rabbiniz en doğru yolda olanı daha iyi bilir.” (İsra 84) ]  

Naklettiğimiz bu ayeti kerimleri, Kur’an ve hadis bütünlüğü içinde okuyup anlayanlar hayra motor şerre fren olmanın erdemini yaşarlar. Ankebut suresinin 45 ayetinden özetle şunları anlamalıyız. Doğru namaz kılanlar zulme meyletmezler. Namaz kıldıkları halde, zulme gözlerini kapatarak dolaylı da olsa zulüm zihniyetinin yanında yer almazlar.  Birçok insan namaz kıldığı için haram işlemediğini, helal işler yaptığını düşünerek hak yolda olduğuna inanır. Meseleye sadece bu pencereden bakarsak yanılırız.   

Nitekim namaz kılmayan, İslam dinini inkâr eden birçok insan, içki içmiyor, zina yapmıyor kumar oynamıyor hırsızlık yapmıyor, adaletten ayrılmıyor, bu tip insanların zihniyetleri batıl olduğundan yaptıkları amellerin iptal edildiği Kur’an bize haber veriyor. Ayet bize şunu emrediyor;  batıl zihniyetlerin her türlüsünü terk ederek, hak olan zihniyeti dönmemizi emrediyor. Namaz Yüce Allah’ın huzuruna çıkarak batıldan hakka döndüğümüzün sözünü vermektir. bu anlayışla namaz kılanların namazları kendilerine fayda vermeyecektir. 

Din bilginlerimiz, yöneticilerimiz ve müslümanlar, Hz. Peygamberimizin (s.a.v) şu hadisi şerifini çok iyi anlamalıdırlar. “Önce iman et, sonra istikamet üzere ol” bu hadisin tefsirini uzunca yapacak değilim. Hadisten anlayacağımız hayatımızı Kur’an ve sünnetle şekillendirmeliyiz. Fikirlerimizi düşüncelerimizi ve kanaatlerimizi nefsimizin kötü hırsına, kötü arzularına göre şekillendirmemeliyiz. Tefrika fitnesine alet olmamalıyız ümmet bilinciyle hareket ederek güç birliği yapmalıyız. Seher vaktinde kalkarak tembelliğimizden kaynaklanan acizliğimizi, dünyaya olan meylimizi, günahlarımızı itiraf ederek Yüce Allahtan af dilemeliyiz.  

Güçleri oranında hak için mücadele ededen yöneticilerimizin ve müslüman kardeşlerimizin yananda maddi ve manevi olarak desteğimizi esirgememeliyiz. Yüce Allah’ın (CC)bize ihtiyacı olmadığını, bizlerin Yüce Allah’a muhtaç olduğumuz bilinciyle hareket ederek kendimizi ebedi azaptan kurtulmanın mücadelesini vermeliyiz.   

Müslümanlar kullar olarak takdirden değil, tedbirden sorumlu olduğumuzu unutmadan, tedbir hususunda nasıl tedbirler alacağımızı nefsin emrine verdiğimiz akılla değil,  vahyin emrine verdiğimiz aklımızı kullanarak Kur’an ve sünnet bütünlüğü içinde tedbirlerimizi aramanın gayreti içinde olmalıyız. Arayan Mevla’sını, aramayan veya arıyormuş gibi yapanlar belasını bulacağını unutmamalıyız.  

Bazı müslümanlar ve azıcık dini bilgisi olanlar, nefsi bir hırsla ve şuursuzca bazı müslümanları saptırdıklarını, Nahl suresinin 25. ayeti bizlere haber veriyor. “ Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak yüklendikleri gibi, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.” 

Değerli din bilginlerimiz, yöneticilerimiz ve mü’min kardeşlerimiz. Mescid-i aksa şer güçlerin işgali altında iken, Filistinli kardeşlerimize her türlü işkenceye ve zulme tabi tutulurlarken bizler yatağımızda rahata uyuyabilir miyiz?  Ülkemizin müslümanları ve İslam ümmeti olarak, Siyonistlerin tefrika fitnesine alet olarak birbirimizi acımasız bir şekilde suçlayarak fitne ateşine alet olabilir miyiz? Unutmayalım ki, “ Etrafını bereketlendirdiği”   Mescid-i Aksanın sahibi Yüce Allah’tır.  İslam ümmetine düşen görev, Yüce Rabbimizin izniyle, bizim ellerimizle Mescid-i aksanın kurtulması için gayret etmektir. Bilinçli müslümanlar ah vah diyerek,  iki damla gözyaşı dökerek geçiştiremezler.  Bilelim ki, Kudüs-ü şerif kendine değil,  bizim şuursuzluğumuza ve parçalanmışlığımıza ağlamaktadır.  

Bugünkü makalemizi iki ayetle noktalayalım. [“Allah’ın gökleri ve yeri hak ve hikmette göre yarattığını görmedin mi? dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir. Bu Allah’a hiç de güç gelmez. (İbrahim suresi 19-20) “ Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; Allah ise, kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamayı diliyor. (Tevbe 32)]  Allah nurunu tamamlamaktan hâşâ aciz değildir.  Lakin bizin durumumuz ne olacak. Mü’minler olarak bu hususu düşünmeliyiz.