Yılmaz KESKİN


HAVANIN SICAKLIĞI, DENİZİN SUYU ISINIYOR

-----------------------


Yeryüzü milyon yıllar önce başlayıp milyon yıllar devam ettikten sonra sona eren Permiyen döneminde canlıların topluca yok oluşunu yaşamıştır. Son yıllarda kışı kış gibi, yazı da yaz gibi yaşayamıyoruz. Yaşlı dünyamız, Permiyen dönemindeki gibi toplu ölümlere doğru giden bir sürecin içine mi girdi yoksa?

ABD Ulusal Okyanus e Atmosfer İdaresi’ne –NOAA- göre 2014 Mayıs ayının sıcaklık ortalaması 134 yıl sonra 15.54 dereceye çıktı. Ne yazık ki veriler, savımızı doğrular niteliktedir. Sera gazı olarak adlandırılan karbon dioksit, su buharı, metan, kloroflorokarbonlar ve nitröz oksit atmosferde bulunup, Güneş’ten Dünya’ya ulaşan kızılötesi ışınları hapsederek gezegenimizin sıcaklığının belirli bir seviyede tutulmasını sağlayan gazlardır. Atmosferdeki miktarları fazlalaştığında sıcaklığın yaşamı engelleyici seviyeye ulaşmasına,  ozon tabakasının incelmesine neden oldular.

Soma’da 301 insanımızın kömür ocağında toplu ölümüne neden olan karbondioksit gazının, yeryüzünde bulunan organik maddelerin çürümesi, insan ve hayvanların solunumu, fosil yakıt dediğimiz petrol, kömür ve doğalgazın kullanımı, yanardağların faaliyete geçmesi, motorlu taşıtların egzoz, fabrikaların baca dumanları ve ormanların yok edilişi, atmosferde olması gereken oranını artırır.

Atmosferdeki karbondioksit oranının artması demek, Soma’da yerin dibinde olan toplu ölümlerin yeryüzünde çok sayıda canlının yok olması demektir. Sera gazı olarak adlandırılan gazların atmosferdeki oranının artması, ısının yükselmesi ile deniz seviyesinin yükselmesine, dolayısıyla kıyılarda bulunan toprakların sular altında kalıp toprak kaybına; içme suyu sorununun ciddi boyutlara ulaşmasına fırtına sıklıklarının artıp yön değiştirmesine; orman yangınlarının ve sağlık sorunlarının çoğalmasına neden olmaktadır.

1990 yılında yapılan bilimsel bir araştırmada atmosfer sera gazı değerlerinde artış olduğunu ve dünyamızın bu nedenle 100 yıl öncesine göre ortalama küresel sıcaklığının 0,5 derece yükseldiğini göstermektedir. Deniz sıcaklığının yükselmesi, bugüne kadar görülmeyen 61 çeşit zehirli balığın türemesine, bunlardan papağan, aslan adı verilen çok zehirli balık türünün Cebelitarık ve Çanakkale Boğazını geçerek Marmara Denizinde görülmesi, ülkemizdeki ve dünyamızdaki tehlike çemberinin daraldığını göstermektedir.

Sera gazlarının atmosfere salınım durumu, ne yazık ki dünyayı bayındır hale getirmeye çalışan insanoğlu tarafından sanayi devrimi ile 314 yıl önce başlamıştır.  Bugün ise enerji üretimi ile %49, sanayi-endüstri- alanı ile %24, ormanları tüketmekle %14, bilinçsiz tarım yapmakla da %13 oranında küresel ısınmaya neden olunmaktadır. Sıcaklığın artması ile kutuplardaki buzullar eriyor, buzullarda saklı olan ve sera etkisini hızlandıran madenlerde bulunan yanıcı ve kokusuz –metan-  gazı atmosferdeki oranı hızla yükseltiyor.

Bu durum sayıları 600.000 olduğu tahmin edilen, dünyanın güney kutbunda yaşayan ve türlerinin en büyüğü olan imparator penguenleri de etkilemiştir. Tek eşli, yuva yapmayan, tek yumurta yapan, yumurtasını ayakları üzerinde ve karınlarına doğru tüyleri arasında sıkıştırarak 64 gün süreyle tutup kuluçka dönemini geçiren, yumurtayı yapan anne penguen, yaklaşık 450 gram ağırlığındaki yumurtayı erkek penguene teslim ettikten hemen sonra besin arayacağı denizlere geri döner. Avlanarak kendi karnını doyuran ve yaklaşık 3,5 kg ağırlığında sindirilmiş besinle eşinin ve yavrusunun yanına geri dönen, sadece yumurtlamak için karaya çıkan imparator penguenlerin yaşamlarını tehlikeye sokuyor. 

Denizlerdeki bu ısınma olayına “el nino”, soğuma olayına ise “el nina” adı verilir. Isınmanın bu hızla devam etmesi durumunda imparator penguenlerin 1/5’i yani 120 bini 2100 yılına kadar yok olacağı tahmin edilmektedir. Dünyamızın ¾’ünü kaplayan denizlerdeki devinimler, insanlık için bu nedenlerden dolayı çok önemlidir.

İklim değişikliğinde ülkelerin tek başına yapabilecekleri çok az şey vardır. Uluslararası antlaşmalarla, karbondioksit ve sera gazları,  uluslararası ölçüler düzeyinde atmosfere bırakılması, filtreler ve değişik yöntemlerle azaltılması,  taşıl –fosil- yakıtlardan vazgeçilmesi, ormanların talan edilmemesi, yakılmaması, arabaların egzozlarından çıkan gazların azaltılması durumunda bu işin önü alınabilir.

Çevre ile dost olan güneş, kirlilik yaratmayan rüzgâr, akarsu kaynaklarından elde edilen ve ekosisteme zarar vermeyen hidroelektrik, mağma ısısı ile meydana gelen verimliliği yüksek, yer kabuğunun iç kısımlarında ısınan sıcak su –jeotermal- ve üretim kaynakları bakımından oldukça zengin olan hidrojen gibi enerjilerden yararlanma yolları çoğaltılırsa,  denizlerin ve havanın ısınmasını azaltmış, Dünya’mızın sona doğru gidiş zamanına da uzatmış oluruz[1].


[1] Yılmaz Keskin, Gündem Kırıntıları, Kırıntı Yay. İstanbul,2015, s.30-33



Dursun Aydın
9.01.2021 11:11:13
Çok bilimsel güzel bir derleme.İnsanoğlu yöneten ve yönetileniyle şapkasını önüne koyup düşünmeli ve dünyayı kendine nasıl zehir ettiğinin farkına varmalı diye düşünüyorum.Emeğine sağlık hocam.