Alaettin KÖKSAL


KALP BOZULUNCA, AKIL FUKARA DİL UKALA OLUR. 

--------------


Akıl; Vahye bağlı kalbe teslim olursa,  akıl fukara olmaz, dil de ukalalık yapmaz.  Kalp; Kur’an sünneti tasdik etmezse, akıl doğru düşünemez, dilde doğru konuşamaz. Akıl; Vahye bağlı kalbe teslim olursa, akıl fukara, dil ukala olmaz. İman etmeyen kalbin ve aklın tercümanı, dil ve bedendir. Hal böyle olunca, ister istemez dil ukala, beden de isyankâr olmuş olur.  

Tevhit akidesini kalbiyle tasdik, diliyle ikrar, beyniyle tefekkür bedeniyle eylemini yapmaya çalışan bir insan, varlığına inandığımız, lakin göremediğimiz nefsini ve aklını vahyin emrine teslim ederse, yaptığı fiili ve kavli işlerle insanlara örnek olmaya çalışır. Hal böyle olunca, imanlı kalbe bağlı olan akıl, doğru düşünmeye, dil hikmetle konuşmaya, göz hakikatleri görmeye, kulaklar gerçekleri işitmeye, burun güzel kokuları almaya, beden ve diğer azalarda usulüne göre ibadetlerini yerine getirmeye başlar. 

Üzülerek ifade edelim ki,  kimlik müslümanı bazı budalalar, kalplerinden Yüce Allah’ın (CC) sevgisini çıkarıp, makam, mevki, para, şan, şöhret ve şehvet sevgisini koyarak toplumun ifsadına sebep olmaktadırlar.   Bu tip insanların edepten, hayâdan, vefadan, haktan, hukuktan, adaletten, dostluktan yana nasipleri azaldığından, akılları fukara kalmış, dilleri ukalalaşmış, bedeni ibadetlerine riyakârlık bulaşmıştır.  

 Sözünü ettiğimiz insanlar, dilleriyle hakkı üstün tuttuklarını söyledikleri halde, gönülleriyle şahsi ikbal ve menfaatlerinden yana olmanın gayreti içindedirler. Sözünü ettiğimiz bu tipler, tevazudan uzaklaşarak, ben bilirim, ben yaparım anlayışıyla tekebbür kazığının üzerine oturarak, millete tepeden bakma ukalalığında bulunurlar.  Böyle bir karaktere sahip insanlar, vefa ve akıl fukarası olduklarından aynı zamanda dil ukalasıdırlar.   

 Kalbini Yüce Allah’a (CC) teslim etmeyen akıl fukaraları, akıllarını kendi hür iradeleriyle kullanamadıklarından, Yüce Allah’ın (CC) inana verdiği bu güzel nimeti inkârcıların, müstekbirlerin, zalimlerin, hainlerin, riyakârların, menfaatperestlerin emrine kiraya vermekten çekinmezler.  Bildikleriyle amel etmeyen,  nefsinin hoşuna giden yanlışlara değer veren, doğruları görmek istemeyen bir anlayışla hareket edenler,  aklını hür bir şekilde hak için kullanmayan insanlar iman ve akıl fukarasıdır.  

 Toplumun inanç değerlerine ukalaca hakaret eden bazı insanları, basit siyasi getiri veya dünyevilik menfaat ve endişelerimizden dolayı, çukur insanlara itibar göstermek suretiyle seviyelerini yükseltmeye vesile olmak da akıl fukaralığıdır. Akıl fukaralığı üç beş cümle ile anlatılacak bir konu değildir.  İman esaslarını kalple tasdik, dil ile ikrar beyinle tefekkür, ibadet esaslarını bedenle eylemini yaparak yerine getirmeyenler, ister zengin, ister fakir, ister yöneten ister yönetilen olsun, akıl fukaralarıdır.   

 Tevhid akidesine ve ibadet esaslarına uymayarak,  ahiret âlemine hazırlık yapmayan fakir, zengin, amir memur, yöneten yönetilen herkes, Yüce Allah’ın (CC) huzuruna kalbi bozuk akıl fukarası olarak çıkacaklardır.  Fakir fakirliğine isyan etmez kanaatkâr olursa, zengin ve makam sahibi şımarıklık yapmaz, Yüce Allah’ı unutmazsa böylelerin aklı fukara, dili ukala değildir. Zengin malının içinde fakirin hakkı olduğunu bilip fakirin hakkını verirse, yönetici sınıfında olanlar makam ve mevkilerini kendi nefisleri için değil, millete adil bir şekilde hizmet etmek için kullanırlarsa, akıl fukaralıktan dil ukalalıktan kurtulmuş olur. 

 Aklını vahyin emrine değil de, nefsinin kötü arzuları istikametinde kullanan insanlar için Yüce Mevla’mız şöyle buyurmaktadır. [ “Onlara müslümanların inandığı gibi inanınız denilince, biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız derler. İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir fakat bilmezler.” (Bakara 13) ““Dünya hayatı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise Allah’tan korkanlar için hayırlıdır, aklını kullanmayanlar, hala akıllanmayacak’ mısınız?” (Enam suresi 32) ] 

Beyinlerinde ve kalplerinde taşıdıkları materyalist fikirlerin kimlere hizmet ettiğini bilmeyen akıl fukarası insanlar,  İslam dininin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel hukuki ve askeri konuların yanında, temel insan haklarını tanzim eden, çevreyi ve hayvanları koruyan ve kuşatan bir hayat nizami olduğunu bilmiyorlar. İslam dini hakkında yeterli bilgileri olmadan ahkâm kesenler, ister/istemez batıl fikirlerin hamalı olmaktan kurtulamayacaklardır. 

Materyalizmin şubeleri olan, kapitalizmin, sosyalizmin komünizmin, faşizmin siyasi ilkelerine göre hareket edenler, İslam dinin siyasi fıkhını kabul etmezler.  İslam’ın siyasi fıkıh ilkelerine göre konuşup, yazdıklarında saltanatlarının bozulacağını çok iyi bildikleri için “ İslam dini siyasetle ilgilenmez” iftirasıyla müslümanları siyasetten uzak tutmaya çalışırlar.    

Materyalistlerin yıllarca yetiştirip, müslümanların arasına dolaştırdığı akıl fukarası kişileri, bazı şuursuz müslümanlar akıl tanesi olarak gördüklerinden İslam dininin siyasi, ekonomik ve cihat gibi konuların fıkhı olmaz diyecek kadar, bilgiden yoksun akıl fukaralarıdır.  

İslam siyasetinin temel kaynağı, Kur’an ve sünnettir. Biat, eman, itaat emanetleri ehline vermek, yalan konuşmamak, adaletten ayrılmamak, hak edene hakkını vermek İslam siyasetinin ilkelerindedir. Hudeybiye anlaşması, medine sözleşmesi siyasi diplomasının ilk örnekleridir. Ticaret helal, faiz haramdır. Namaz dinin direği, cihat zirvesidir. İlim mü’minin yitiğidir, Çin de olsa alınız.  Kuvvet atmaktır. Teknoloji müslümanın elinde rahmet, zalimin elinde fitne ve zulümdür.  

Yönetmesini bilmeyen, köle gibi yönetilmeye mahkûmdur. Ekonomik bağımsızlığına kavuşmayan topluluklar, siyasi bağımsızlıklarını elde edemezler. Tefrikaya düşenler, parçalanıp dağılanlar şer güçlerin ağzına yumuşak lokma olurlar.  Bu gibi benzeri birçok ayet hadisler siyasetin ne kadar önemli bir görev olduğunu bildirmektedir.   Materyalistlerin tesirinde kalan, bilgiden yoksun akıl fukaraları, siyasetin farz-ı kifaye bazı kere farz-ı ayın olduğunu anlayamazlar.