Mehmet ŞAHİN


KORONA

-----


Korona kelimesinin bizim bölgemizde konuşulan dilde, karga anlamına geldiğini ve sanatçı Nuray Aksoy’un seslendirdiği “ikorona” türküsünün çokca dinlenip bilindiğini ifade edelim. 

Bizim üzerinde duracağımız korona ise uzun bir zamandır yoğun bir şekilde gündemimizde olan, hayatımızı alt üst eden belalı virüstür. Bu korona için de erbabı tarafından yığınla hüzünlü, düşündürücü, esprili besteler yapılmıştır. Basit bir arama ile bu bestelere ulaşmak mümkün.

 Ülkeleri kasıp kavuran, küresel bir salgına ve çoklu ölümlere sebep olan, ülkelerin sağlık sistemlerini, ekonomilerini, sosyal hayatlarını çökerten, bilimsel bir veri olarak değil ama bir varsayım ve tahmini bir değer olarak korona denen bu virüsün gramın sekizde biri kadar olan 0,119 gramının bu büyük küresel pandemiye ve yaşanan bu sıkıntılara sebep olduğu ifade edilmektedir. Çok düşündürücü değil mi ?  

Geldiğimiz bu aşamada korona için ne tedavi edici bir ilaç, ne de bir aşı bulunmuştur. Bilim adamlarının bir çok konuda anlaşamadıkları, birbirleri ile çeliştikleri; hatta bazı bilim adamı açıklamalarının ve bazı ülke uygulamalarının insanlık adına utanç verici olduğu, bu yüzden insanların kafalarının da karıştırıldığı aşikârdır. Yaşadığımız bu süreç içerisinde çok çelişkiler gördük, çok şeyler öğrendik.

Bilim ve teknolojideki üstünlüğü, gücü, parası, ordusu, uzaya hükmetmesi, dünyaya nizamat vermesi ile kendilerini adeta yeryüzünün tanrıları olarak gören ve görülen ülkelerin, bu konuda nasıl çaresizlik içinde kıvrandıklarını, nasıl tuş olduklarını, yakın bir gelecekte de kesin bir tedavinin ortaya çıkma ihtimalinin zayıf olduğunu hayretle izledik, gördük.

Böylesi vahim küresel bir salgında ülkeler birbirleriyle iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde birbirleriyle yardımlaşmada yarışmaları gerekirken birbirlerinin kuyularını nasıl kazdıklarını, insanlık adına medeni dediğimiz bu ülkelerin nasıl sınıfta kaldığını, ülkemizin ise kendi gücüne göre nasıl olağanüstü bir gayretle dünyanın bilmem kaç ülkesine tıbbi yardım ve maske gönderdiğini iftiharla gördük.

Bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilecek, kendine yetebilecek güce, üretime sahip olmasının, yerli ve milli üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha bu vesile ile öğrenmiş olduk. Dünyanın çeşitli ülkelerine gerek hibe gerek satış yoluyla gönderdiğimiz ve üretimini yerli ve milli imkânlarla ürettiğimiz entübe cihazlarımız bize çok şey öğretti.

Yaşanan çelişkiler konusunda Korona üretilmiş midir, doğal yolla mı yayılmıştır ? Sorusuna bilim adamları üretilmemiştir diyemiyor. Üretilmiş veya laboratuardan kazaen bulaşmış olabilir diyorlar.  Bilim adamları adeta ikiye ayrılmış durumda. Her iki kesimin de kendine göre delilleri var. Örneğin Nobel Ödüllü Fransız Virolog Profesör Luc Montagnier, korona virüsü 'Laboratuvarda Üretildi' diyor. Kime inanalım?

Maske takma bile tartışma konusu olmuştur. Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri olsun, ülkemizin bilim adamlarından bazıları olsun başlangıçta maskenin koruyucu özelliğinin olmadığını bu yüzden maske takmayı önermediklerini biliyoruz. Daha sonraki süreçte kanaatler, fikirler değişti maske takmak artık mecburi hale geldi.

Emperyalist, sömürgeci bir geçmişi olan  Fransa’da bazı Fransız doktorların Kovid-19 aşısının Afrika'da denenebileceğine yönelik insanlık dışı, kendilerinden başkasını insan saymayan açıklamalarını da duyduk, öğrendik.

Satın alınan maskelere el koyma, parası ödenen maskeleri göndermeme gibi ülkeler arasında yaşanan çirkin, ahlaksız modern haramilik anlamına gelen maske savaşlarına da şahit olduk. Konu ile ilgili medya kaynaklarında onlarca haber var. İşin içinde Fransa, İtalya, Almanya, ABD gibi gelişmiş ülkelerin bulunduğunu da biliyoruz. Birinin sattığı maskelere öbürü el koyuyor, satın alan ülke ürünlerini alamıyor. Olacak şey değil ! Ama oldu. Batılı ülkeler menfaatleri söz konusu olunca anlaşma, ahlâk, kural tanımız. Bizim sadece motorunu Almanya’dan aldığımız yerli ve milli fırtına obüslerinin Azerbaycan ve diğer ülkelere ihracatını “motor vermem” diyerek engelleyen, üretici ve ortak ülkeler arasında olmamıza ve parasını vermiş olmamıza rağmen F-35 uçaklarının teslimatını yapmayan, yaptırmayan bunlar değil mi?

Şimdiye kadar yaşadığımız süreç içerisinde çeşitli gelişmiş ülkelerde yaşlıların nasıl ihmal edildiğini, vicdansızca yaşlı bakımevlerinde nasıl ölüme terkedildiklerini, hatta bir komplo teorisine göre yapay olarak üretildiğine inanılan koronanın bir amacının da dünyadaki yaşlı nüfusu azaltmak olduğu değerlendirmelerini haklı çıkartacak uygulamaları üzüntüyle izledik, okuduk.

Şimdi ülkeleri koronanın ikinci dalgası korkutmakta, tedbirler almaya zorlamakta. Ama  öte yandan da başka tehlikelerin yaşadığımız evreni sarsmakta olduğunu haber kaynaklarından okuyor, dinliyor veya izliyoruz.  

Dünyayı yakın gelecekte yaşanmaz hale getirecek kendi ellerimizle kirlettiğimiz, dengesini bozduğumuz okyanus ve denizlerdeki tüyler ürpertici plastik atıkların meydana getirdiği, deniz canlılarının toplu ölümüne veya zehirlenmesine sebep olan vahşi kirlilik, bütün ekosisteme verdiğimiz onarılması çok güç zararlar ve ifsat edici, bilimsel kisveli çalışmalar sebebi ile çok sayıda felakete kapı araladığımız da başka bir gerçektir.

Tekvir:26. “Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?”  Diyanet Vakfı Meali

 Bakara: 205. “O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.”  Diyanet Vakfı Meali..