Alaettin KÖKSAL


MÜSLÜMAN KULA KUL OLMAZ, ZALİME BOYUN EĞMEZ

--------------


Müslümanın kalbi ile dili arasında münafıklık kanalı yoktur. Müslümanın kalbinde, iman, sadakat, adalet, hayâ, ilim, sabır ve merhamet vardır. Bu güzel hasletleri yıllarca istismar ederek müslümanlara saldıran zalimlere, içimizdeki monşer kırıntılarına artık yeter diyerek,  tepkisini göstermelidir.

 Müslümanlar, zalimlerin zehir taşıyıcı kovaları olmaktan şiddetle sakınmalıdırlar. Bir müslüman sözlü /yazılı olarak müslüman kardeşinin hata ve kusurlarını usulünce anlatmaya çalışırken, doğru/yanlış olarak yaptıkları zamansız ve yersiz çıkışlarına karşı uyarı görevini yaparlarken, sahasında yetkili olan bir başka müslüman yapılan uyarı ve ikazlara engel olmamalıdır.

 Covid-19 virüsü üzerinden fırtına koparanlara,  İslam kardeşliği hukuku içinde yaptığımız edepli uyarılarımızı yayınlamayan medya organları da engel çıkarmamalı, benim yazarım diyerek yapılan hatalara göz yummamalıdırlar. Müslüman bilinçli bir hayâ sahibi olarak, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen topluma örnek olmaya gayret eden ahlak abidesidir.

Müslümanlar olarak yeniden toparlanmamız için, iman ve hayâ duygusunu kalbimizin merkezine yerleştirmeliyiz.  Müslüman nefsine karşı edepli olursa, dıştan ve içten gelecek olan tüm edepsizliklere karşı dik durması kolaylaşmış olur.  Bilinçsiz bir bilgi, insanın sinesinde manasız bir yük olduğu gibi, hayâdan yoksun bir hayat da insan için bir zillettir.

İman ve hayâ sahibi bir insan bilir ki, dünya insanlar için bir imtihan salonudur.   Renklerini, ırklarını, dillerini, doğum ve ölüm tarihlerini, cinsiyetlerini, ana ve babalarını seçme hürriyeti olmayan tüm insanlar, fani dünyada yaptıkları amellerinin karşılığında, cennet /cehennem biletlerini alarak ebedi âleme göç edeceklerdir.   

İmtihan olmak üzere geçici olarak, fani dünyaya gönderilen mahlûkatın en şereflisi olarak yaratılan insan, emredildiği gibi iman etmezse, önce nefsine sonra lanetlenmiş şeytana asker olur. Böyle bir insanın kalbinde iman, insan, hayvan ve tabiat sevgisi olmadığından, hayvandan daha aşağı bir seviyeye düştüğünden insan, hayvan ve orman katili, terörist ve terörist sevicisi olur. Bilinçli bir müslüman,   imandan ahlaktan yoksun, İslam ve müslüman düşmanı insanlarla birlikte müslümanlara karşı aynı cephede yer alamaz.

Aklını Kur’an’ a teslim eden bir insan, basit bir tefekkürle, dünyadaki tüm mal varlıklarını, makam ve mevkilerini dünya bırakarak sadece amelleriyle başbaşa kalacağını düşündüğünde,  yaptığı hatalardan dolayı nasuh tövbesiyle pişman olmalı ve müslümanlara verdiği zarardan dolayı özür dilemelidir.  [Müslümanlar ancak kardeştir. Müslümanlar kenetlenmiş tuğla taşları gibidir. Müslümanlar arasında bir ihtilaf çıkarsa bu ihtifali düzeltmek müslümanların görevidir.] ayetlerini dikkate alanlar, fasıkların çıkardıkları fitneleri kamuoyuna sundukları fesat haberlerini araştırmadan müslümanlara cephe almamalı, kendi zanlarıyla hareket etmemelidirler.   

Maddi ve manevi olarak kendi güçlü gören bir müslüman, bir iftiraya uğrarsa,  yapılan iftiranın doğru olmadığına şahit olan bir çobanın şahitliğini reddetmez.   hiç bir maddi beklentimiz olmadan gördüğümüz, bildiğimiz ve yaşadığımız bazı olayları usulünce yazdığımız halde birilerine dokunuyor diyerek yazılarımızın yayınlanmaması, bazı kereler makaslanarak yayınlanması bizleri üzmektedir. Okur postasına yazı yazanlar, rütbesi olmayan çobanlar gibi hakkın ve adaletin şahitleri olduklarını unutmamalısınız. Gün gelir ne demek istediğimizi çok iyi anlayacaksınız, lakin iş işten geçince faydası olmayacaktır.

İmtihanı kazanmaya çalışan ile imtihanı kaybetmeye uğraşanların farkını kısaca özelersek, şunları i söyleyebiliriz. İmtihanı kazanmaya çalışan şuurlu müslüman,  çok çalışarak dünyanın meşru olan her türlü nimetini kalbine koymadan, elinde tutarsa, zalimlerin zulmüne engel olur.  Maddi ve manevi gücüyle zalimlerin zulmüne fırsat vermez. Haklı kim olursa olsun, hakkı üstün tutarak mazlumun ve mağdurun yardımına koşar. Hiçbir şart altında adaletten ayrılmaz.

İnanmayan/inanıyormuş gibi insan, maddi gücü, üstün tuttuğu için adaletli ve merhametli olmaz. Şahsi ikbal ve menfaatini düşündüğünden zulüm etmekten zulme meyletmekten çekinmez.

 Şuurlu müslüman Yüce Allah’ın  (CC) şu emrini dikkatle inceleyerek, kendi ne çeki düzen verir    “ Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere var edildiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten men ederseniz ve Allah’a inanıp iman getirirsiniz.”(Al-i İmran 110)    Müslümanlar olarak hiç birimiz, Kur’an ve sünnet yolundan ayrılmamalıyız. Düşmanı sevindirecek söz ve eylemlerden birlik ve beraberliğimizi bozacak tefrika fitnesinden şiddetle uzak durmalıyız.

“Su uyur, düşman uyumaz” misalinde olduğu gibi,  vatanımızın ve dinimizin muhafazası için milletçe uyanık olmalıyız. İslam muhalifi sözde yazar ve aydınlara itibar etmemeliyiz. Milletin manevi değerlerine saygılı olmayan fırsat bulduklarında hakaret ve saldırılarına devam eden ahlaksızlara anlayacakları dil ile uyarmaktan geri durmamalıyız. 

Tesettürlü bir kadını zincire vurup sonra çıplak şekilde ortaya çıkaran, cahiliye dönemindeki, zihniyeti lanetlemeliyiz. M. Kemal Atatürk’ün kadınların kılık kıyafetine dokunmadığını kendilerine anlatmalıyız.  1994 de Rize de, 2021 de Edremit de sahneye konulan bu ahlaksız gösteri istiklal savaşının tesettürlü bayanlarına M. Kemal Atatürk ‘ün merhum annesine ve eşine hakarettir.

 Müslümanlar olarak, nefsimizin esiri, şeytanın maskarası, Atatürk istismarcılarının ve emperyalistlerin oyuncağı olmamak için dinimiz İslam’ı, tarihi geçmişimizi doğru olarak öğrenmeye gayret etmeliyiz. Demokratlığı ve özgürlüğü kendi fikir ve düşünceleriyle sınırlayan, yalancı demokrat ve özgürlük istismarcılarına aldanmamalıyız.