Alaettin KÖKSAL


SAYIN ABDURRAHMAN DİLİBAK’A AÇIK MEKTUP

--------------


Mektubuma Hz. peygamberimizin bizlere öğrettiği dua ile başlamak istiyorum. “ Allah’ım acizlikten,  tembellikten ve yaşlılıktan sana sığınırım.  Korkaklıktan, kibirden, cimrilikten, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım nefsimin takvasını ver, nefsimi her türlü kötü arzularından arındır. Allah’ım fayda vermeyen bilgiden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, kabul olmayan duadan sana sığınırım.  ( Müslim, Zikir)

Şahsınızla alakalı bazı düşüncelerimi aktarmadan önce peşinen şu hususu ifade etmek istiyorum.  İslam dinine inanan bu uğurda mücadele veren bir müslüman olduğunuza şahadetlik ederim. Sizleri, Milli gazete, vakit, Yeni akit gazetelerinde yazdığınız makalelerinizden, halka açık verdiğiniz konferanslarınızdan katıldığınız panellerde yaptığınız konuşmalarınızdan, Bosna hersek mitinglerinden,  başörtüsü ve batı çalışma grubuna karşı yaptığınız haklı mücadelenizden, yazdığınız kitaplardan televizyon açık oturumlarından, son olarak “ DERİN GERCEKLER !”  programında,  naklettiğiniz bilgilerden ve yorumlarınızdan tanıyoruz.     Aynı fikrin ve İnancın mensubu olan insanların, yanlış yapmamaları hususunda eleştirme ve uyarma görevi yaptığınızı, bazen şirazeyi kaçırarak, dün rahmetli Erbakan hocayı ve arkadaşlarını Bugün de Sayın Erdoğan’ ı ve AK partisini, eleştiriyorsunuz.

İç ve dış baskılarla, zor bir süreçten geçtiğimizi, gördüğünüz ve bildiğiniz halde.   Kendi fikir ve inanç mahallenizdeki insanları eleştirdiğiniz kadar, karşı mahalleyi yeteri kadar eleştirmediğiniz algısı, AK partisine oy veren,  akit televizyonunu izleyen ve akit gazetesini okuyan insanlar arasında, tedrici olarak yayılmakta olduğunu söyleyebilirim.

Sizleri yüz binler, bizleri ailemiz ve daracık bir çevrenin dışında tanıyan yoktur. Sizin bir hayrınız,   yüz binlerce insana ulaşması nedeniyle,   sevap hanenize yüz binlerce sevap yazılmaktadır.  Aynı şekilde yaptığınız bir hatanın veya kusurun, yüz binlere ulaşması nedeniyle günah hanenize, o nispette günah yazılacaktır. Bizim hayrımız ve şerrimiz, sizin ulaştığınız insanların yanında çok az olduğundan, hayırlı işlerimizin sevabı az olacağı gibi, şer işlerimizin günahı da az olacaktır.    Sadece bu sebepten olsa da, sizler yazarken, eleştirirken bizlerden çok daha dikkatli olmalısınız. Sizin bir hayrınız, bizim bir hayrımızdan çok kazançlı olduğu halde, sizin bir şer’iniz bizim bir şerrimizden çok daha fazla zarara vesile olur. 

 Haklı eleştirilerinizi ilgililere ulaştırma imkânınız varken, “ Ulaşamıyoruz arada kalın perdeler çekilmiştir” gibi bir mazerette sığınarak haklı eleştirilerinize duygusallığınızı, nefsinizi ve hırsınızı katarak, yaptığınız zamansız eleştirileriniz, Ak partisine oy veren insanlarda karşılık bulmadığını düşünmelisiniz. Geçmişte ve halen yapılan zulümleri unutmayan insanların neden AK partisine destek verdiklerini düşünerek eleştirilerinizi yapmalısınız.

AK partisinin Covid- 19 virüsüyle alakalı aldığı tedbirleri eleştirmeniz tutarlı değildir. Ülkenin siyasi istikrarını bozmak için fitnecilerin ürettikleri fesatlarına, bilmeden alet olmamalısınız. Sizleri eleştirenlere “Ben doğruları söylemekle mükellefim siyasi bir beklendim yok” gibi benzeri cümleler meydan okumanız sizlere yakışmaz. Su da boğulmakta olan bir insanın kötülüklerini konuşmaktan önce, o insanı kurtarmak gerekir.

 

Covid-19 virüsüyle ilgilendiğiniz kadar, FETÖ mensuplarının ne yapmak istediklerini kimler tarafından desteklendiklerini, o gece Köyceğizden gelip, milletin nöbet beklediği meydanları ziyaret ederek konuşmalar yapsaydınız, müslümanların düştükleri zilleti ve bu zilletten çıkmanın yollarını konuşup yazsaydınız eminim çok daha hayırlı bir iş yapmış olacaktınız.

Fesatçıların ürettikleri ve kullandıkları kelime ve kavramları yazılarınızda ve konuşmalarınızda yer vererek, ne demek istediğinizi anlaşılmaz hale getirmeniz sizleri okuyan ve dinleyenlerin morallerini bozduğunuzu düşünmelisiniz.  Efendim artık anlasınlar derseniz, bu söylem doğru değildir. Müslüman ısrarla ve hikmetle anlatarak görevini yapmalıdır.  Ne pahasına olarsa olsun müslümanlar birbirlerinin dostu olmalıdır. Mevlana şöyle der;  insana yıkan iki şeyden biri, dostun ihaneti,  diğere düşmanın merhametidir.

 “İşsizliğe alışacaksınız ya da”  başlıklı makaleniziniz bir bölümünde şöyle diyorsunuz. [Human dönemi bitti,  Trans hümanizm dönemi başladı, eğitimli toplum yok artık. Bilgi kafanıza kaydediliyor. Hayvan da artık bu teknikle düşünen bir canlı… Fazlalık insanların DNA örnekleri ve beyin kopyaları elektromanyetik frekanslarla modellenip, bedenlerini kompoza dönüştürme senaryoları yazılıyor. Chiplenmiş ya da mRNA-larla, data transferine kapı aralananların sürecin sonunda bir tık’lık canları var.”

Makalenizin bir başka yerinde “..Ölüler iş aramaz” Bizim işlerimizi Avatar’lar, Humanoidler, Siborg’lar,Kimeraler. Genomic’ler yapacak, Bakın bunların hayal ettiği dünyada Şeyh’e de gerek yok, Fahişeye de… O en eski dini önderi Genlerinden yeniden üretip. Ölüleri geri çağırma senaryoları yazıyorlar. Rahminde yumurta ve sperme taşıyan Humanoit’ler ve Fahişelerin seri üretimine başladı bile, Siz CoVID aşısıyla uğraşın durun.” diyorsunuz.  Yunan ve Hind mitolojisine ait bazı kelimeleri,  insan sağlığı ile alakalı bazı teknik terimlerin anlamlarını vermeden yazınızınız içinde yer vererek insanların kafasını karıştırmamalısınız. 

Fitneci zalimlerin tarih boyunca yapmak istedikleri tek şey,  ilahi dinleri ve peygamberleri son din olan İslam dinini ve Kur’an –i kerimi saf dışı bırakmak, Yüce Allah’ın eseri olan insanın ruhi özeliklerini ve beden yapısını değiştirmek suretiyle yeryüzünde ilahlıklarını ilan etmek için birçok senaryolar yazdılar, yazıyorlar,  komplo teorileri ürettiler, üretiyorlar. Aklını vahye teslim etmiş hiç bir müslüman bu gibi senaryolara ve komplo teorilerine inanmaz ve alet olmaz.  Bu gibi ve benzeri senaryoları bir bilgi mahiyetine yazıyorsanız, bu çirkinliklerden kurtulmanın çaresi,  Kur’an ve sünnet olduğunu anlatarak senaryoları boşa çıkarmalısınız.

Yüce Allah’a  (CC) her ne hususta olursa olsun harp ilan edenler, vakitleri geldiğinde mağlup olacaklardır. Şuurlu müslüman şeytanla oyun oynamaz, şeytanın hilelerini büyük görmez. Şeytan ve şeytanlaşmış insanların her türlü hilesine karşı Kur’an ve sünnetle harp etmekle görevli olduğunu bilir ve ona göre hareket eder. Bu gibi senaryoları, komplo teorilerini sizin gibi insanların yazması ve konuşması müslüman topluma ve insanlığa hiçbir faydası yoktur.  Fitnecilerin senaryolarını boşa çıkaracak, çözüm yollunu göstermeden fitnecilerin planlarını yazmak, bilmeden fesatçılara hız verdiğinizi düşünmelisiniz.

Bursa da yaşayan adamın biri etrafındaki insanlara şöyle diyordu bu değneğimi havaya atıp yere inene kadar padişah olsam neler yapardım neler diyordu. Bu sözü duyan padişah adamı çığırır,  değneğini havaya atıp yere inene kadar padişahsın yap yapacağını deyince,  “Bursa kestaneliği vakıftır” dedi.  Samimi olarak soruyorum,  Abdurrahman Dilibak olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın yerinde olsanız il icraatınız ne olurdu. Mesela; bundan böyle Anayasamız Kur’an’ı Kerimdir.   Yeni bir sivil anayasa yapmak tüm siyasi partileri kapattım.  COVİD-19 virüsüne inanmayınız, maske takmayınız, aşı olmayınız,  mesafeye riayet etmeyiniz. Faizin her türlüsünü, tüm meyhaneleri, kumarhaneleri, fuhuş haneleri, randevu evlerini, insan onuruna yakışmayan ahlaksızlıkları kaldırdım.

İdam cezasını, zina sucunu geri getirdim.  Milli ve yerli harp sanayimizi güçlendirmek için, milli savunma bütçesini,  mevcut bütçenin üç katına çıkardım. Milli eğitim bakanlığının müfredatını İslam dinine uygun bir şekilde yeniden yapılandırdım. Asgari ücreti 5000 TL. ye çıkardım.  İş veremediğim insanlara işsizlik fonundan maaş bağladım gibi benzeri konuları yaptım veya yapacağım diyebilecek misiniz?    Sorular uzar gider. Soracağım bu soruların hiç birine hemen çözerim, çözebilirim cevabını veremeyeceksiniz.  

Yazdığım ve yazmadığım sorulara cevap vermek için zamana ihtiyacınızın olduğunu söylerseniz, ben de sizlere derim ki, sizlerde sabırlı olun.  Müslüman milletimizin inancına ve insan fıtratına uygun olmayan çirkinlikleri hikmetle anlatmakla iddialı ve ikna edici olun. vakit geçirmeden Kur’an ve sünnette göre tebliği ve davet görevinize devam ediniz. “Hak geldi mi batıl zail olacaktır”  ilahi ferman gereğince önce hakkı anlatmaya sonra yanlışlardan uzaklaştırmaya çalışırsak istediğimiz neticeyi almış oluruz.  Müslümanları bilmez, anlamaz gibi hor görme tekebbürüne düşmeden,  müslümanları Kur’an ve sünnetle aydınlatmaya gayret etmeliyiz.  Son cümlem;  Dinime hakaret edene mektupta yazmam, muhatapta almam. “Cahillerden yüz çeviriniz “ilahi fermana uyarım. Bu duygularla sizleri selamlıyorum, Yüce Allah’a (CC) emanet olunuz. Kurban bayramımız mübarek olsun.