Halit KORKMAZ


Türkiye'de Artık Bombalar Patlamıyor

--------------


Global siyaset terör ve  çatışma üzerine kurulu.

Batı kulübünün Türk devleti içine yerleştirdiği hainlerin temizlenmesi, üretilen milli silâhlar, oluşturulan güçlü iktidar, alt yapının tamamlanması, sanayi ve kalkınma hamlesinin yakalanması ile ülkemiz her alanda büyüyor ve güçlü Türkiye inşa ediliyor.

Bu gelişme ve sanayi hamlesini yakalayan Türkiye, Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsünün (IEP) 2018 “Küresel Terörizm Raporu” nda  Türkiye; Almanya, Fransa ve Belçika’nın terör olaylarında en çok gerileme sağlayan  dört ülke arasında yer aldığını ortaya koyuyor.

Hegemon devletler bile küçük ve orta güçteki devletler ile  mecbur kalmadıkça savaşmaktan kaçınıyor.

Hâkim güçler için yüksek teknolojiye hâvî silâhlar sonuç alıcı olamıyor.

Emperyalistler demokrasi, insan hakları ve adalet ilkelerini barış adına diplomasi masasında ve ekranlarda işaret fişeği yaparken kurdukları terör örgütleri vasıtası ile gelişmemiş ve  gelişmekte olan ülkeleri terör sarmalı ile boyunduruk altına almaya çalışıyor.

Terör, ülkemizde on binlerce insanı katledip çok sayıda insanımızın yaralanmasına ve sakat kalmasına neden olurken Türkiye’nin yaklaşık kırk yıldır ekonomisini de felce uğratıyor.

Son altmış yıldaki ideolojik ve etnik terörün ülkemize maliyeti yaklaşık bir trilyon dolara yaklaşıyor.

Geçmiş dönemlerde uçağını, tankını, füzesini, bombasını, tüfeğini, mermisini ve hatta barutunu dahi terör üreten hegemon ülkelerden ithal edip milyarlarca dolar ödeyerek satın alan Türkiye artık bugün ulusal savunma ve teröre karşı verilen mücadelede ürettiği milli silâhlarla masada ve sahada sonuç alan bir devlet konumuna yükseliyor.

Türkiye’nin gerekli olan savunma silahlarını ithal edip satın aldığı dönem ile kendi milli silahlarını üretip envanterine kattığı son dönem içinde  sürdürülen terörle mücadelede ölü bir teröristin devlete maliyeti arasındaki fark yaklaşık % 80 oranında azalmış gözüküyor.

Geçmiş yıllarda gün aşırı patlayan bombaların bedenlerde, canlarda  çocuklarda, ailelerde ve millette bıraktığı tahrip edici duygu artık hissedilmiyor.

Güçlenen Türk sanayisi ile Türk diplomasisi ve Türk devleti de güçleniyor.

Türkiye, kendimi nasıl savunurum psikolojisinden kurtulup Orta Doğu’da, Afrika’da, Kafkaslar’ da, Akdeniz’de ve Karadeniz’de yaptığı müdahalelerle etkin temsillerin sahibi oluyor.

Bugün itibarı ile Türk Savunma Sanayinin yıllık ihracatı üç milyar doları aşmış gözüküyor.

Gelecek üç yıl içerisinde Türk Savunma Sanayi ihracatının yirmi milyar doları aşacağı öngörülüyor.

Savunma Sanayi sektöründe yaklaşık 1500 firmada 75.000’ ni mühendis olmak kaydı ile yaklaşık 150.000 kişi çalışıyor.

Türkiye bu atılımı nasıl yakaladı?

Devletin birinci görevi vatandaşlarının güvenlik ihtiyacını gidermektir.

Türkiye, vatandaşlarının güvenlik ihtiyacını giderirken ürettiği ve ihraç ettiği İHA, SİHA, TİHA ve diğer bütün üst teknoloji ürünü füze, kara, hava ve  deniz silahlarında kullandığı teknolojileri artık savunma dışı sivil sanayiye de aktarmaya başlaması ekonomimizi katma değeri yüksek sanayi ürünü ihraç eden ülkeler arasına yerleştiriyor.

Türkiye, üretmiş  olduğu TİHA' larla(Taarruzi İnsansız Hava Aracı) günümüz harp konseptini değiştirdiğini, devletlerin silâh depolarında bekleyen envanterin %60’ nın atıl kaldığını, artık dünyada yeni savaş dengeleri oluşturduğunu stratejik araştırmalar ortaya koyuyor.

10 bin metre irtifayı aşabilen, 24 saat havada kalabilen,1350 kg faydalı yük taşıyabilen TİHA' lar, üzerlerindeki milli ve yerli akıllı mühimmatlar sayesinde 100 km menzile  kadar hedefleri vurabilen, düşman alçak irtifa hava savunma sistemlerinden etkilenmeden ani düşman saldırılarını önleyebilen, savaş uçaklarının bazı özelliklerini de uhdesinde barındıran özellikleri ile göz dolduruyor.

Ülkelerin gelişmişliklerine dair parametreler tartışılırken  sanayi ve teknolojinin ekonomide bütün alanlara yayılması, kişi başına düşen milli gelir ve sanayileşme düzeyi, insani gelişme endeksinin yükselmesi ile ülkemizi refah dolu bir sürecin beklediği sarih görülüyor.

Türkiye sanayi sektöründe egemen olan kapıyı açmış gözüküyor.

Son 20 yılda Türkiye’nin ihracatı geri kalan 80 yıla oranla takribi yedi kat artarak bugünkü seviyesine yükseliyor.

Ülkemizin milli gücü artarken insanı da sosyolojisi de yurt içinde ve yurt dışında ortaya koyduğu üst düzey girişimcilik atakları ile gelişme trendini yakalamış gözüküyor.

Egemen ve milli devlet olabilmenin temel şartı milli ve muktedir bir iktidara sahip olmaktan geçiyor.

Bütün bu başarıların temelinde koalisyonlarla ülkeyi yönetilemez duruma düşüren köhneleşmiş parlamenter sistemin terk edilip hızlı ve etkin kararlar alabilen başkanlık sistemine geçişin Türkiye’nin  önünü açan en önemli kriterlerden biri olduğu gerçeğini anlamak gerekiyor.

Başkanlık sistemi ile ülkemiz, siyasi istikrarı yakalayarak emperyalizmin baskı ve ayak oyunlarını ortaya koyduğu ince diplomasi ile büyük oranda engellemiş olması Türkiye’nin güç ve kaynaklarının toplum yararına ve etkili bir şekilde kullanılmasının da önünü açıyor.

On beş yıl önce Batı kulübünün içinde ve emrinde edilgen bir devlet olarak var olmaya çalışan Türkiye; bir kısım asker, siyasetçi, medya, cemaat ve aydınların Batı’nın sömürgeci üst aklı ile birleşerek Türk siyasi iradesinin yakalamış olduğu bugünkü sanayi ve ekonomik yükseliş trendini durdurmaya çalışmıştır.

Siber saldırıya uğrayan ülkeler arasında ülkemiz ilk sıralarda yer almaktadır.

Merkez Bankamızı ve dövizlerimizi hedef alarak operasyon yapmışlardır.

Ülkemizi IMF üzerinden yüksek faizle  borçlandırmaya zorlamışlardır.

Terör ve gezi parkı eylemleri ile istikrarı yok etmeye çalışmışlardır.

Bu faaliyetler neticesinde zayıflatmaya çalıştıkları Türk devletinin istikrarsızlık faturasını  Türk siyasi muhalefeti ile birleşerek kendileri ile iş birliği yapmayan hükümete ve onun liderine çıkarmaya çalışmışlardır.

Siyasi rekabetle yenemedikleri Cumhurbaşkanını, devlete ve millete saldırarak zayıflatmaya çalışmışlardır.

Devleti eski edilgen ve kullanılabilir pozisyona düçar edebilmek için Türk siyasi muhalefeti ile kimi hegemon devletler iş birliği halindedir.

Bu saldırılara Türk siyasi aklı ortaya koyduğu vizyonla ürettiği İHA, SİHA ve TİHA’ larla hava, kara ve deniz sınıflarına hâvî üretimlerin yanında başlatılan yeni stratejik hamlelerle İnsansız Savaş Uçağı, Uzay Mekiği, Uzay Üssü projeleri ile Nükleer erişimin sağlanabilmesi için gerekli alt yapılar oluşturularak karşılık verilmiştir.

On beş yıllık kısa bir süre zarfında  bu üstün sıçramaları sağlayan bileşenlerin mimarı, Türk halkının yetkilendirdiği siyasi irade ve bu siyasi iradeyi oluşturan sistem liderinin gerçekleştirdiğini söylemek hakkı teslim etmek olacaktır.

Batı kulübü kendi topraklarında göç ve savaş istemiyor.

Göçü ve savaşı Orta Doğu’da ve Müslüman coğrafyada tutmak istiyor.

Böylede oluyor.

Türkiye, geçmiş yıllarda başının belâda olduğu terörü kendi sınırları dışında tutmasını biliyor ve artık Türkiye’de bombalar patlamıyor.

Saygılarımla.