Alaettin KÖKSAL


UNVANI NE OLURSA OLSUN, MÜSLÜMAN BİN DÜŞÜNMELİ BİR KONUŞMALIDIR.

--------------


Toplumun önünde duran ve insanları yöneten, yönlendiren kişilerin, unvanları ne olursa olsun öncelikle ve özelikle usul, hitabet ve siyaset ilmine, toplumun psikolojisine sosyal yapısına tarih bilincine vakıf olmalıdırlar. Bu ilimlere vakıf olmayan din bilginleri, siyasetçiler, bürokratlar medya mensupları, kanaat önderleri, sivil toplum örgüt temsilcileri, cemaat önderleri, şeyhler ne kadar bilgili olurlarsa olsunlar,  kaş yapayım derken göz çıkarabilirler.

Müslüman olan her kes şu hususu çok iyi bilmelidir.  Yüce Allah (CC) tarafından tamamlanmış ve kendi koruması altında aldığı Kur’an-ı Kerim tüm insanlığa hitap eden evrensel bir kitaptır. Bu ilahi kitaptan herkes payına düşüne almalı ve ona göre konuşmalı, ona göre yazmalı ve ona göre hareket etmelidir.   Müslümanlar konuşurlarken ve yazarlarken, herkesin anlayacağı ve itiraz edemeyeceği bir netlikle konuşarak,  hastalıklı bazı kafaların, yapılan dua ve konuşmalardan farklı anlamlar çıkartmak suretiyle toplumu germelerine fırsat vermemelidirler

Din adamlarının yaptıkları konuşmalar üzerinden fırtınalar koparanların maksadı, üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.  Bazı siyasetçilerimizde, meselenin önünü arkasını ı düşünmeden bilerek/bilmeyerek bağcıyı dövenlerin değirmenine su taşıyarak din adamlarına hakaret etmektedirler.   Ağzı sütten yandığı için, yoğurdu üfleyerek yiyen din bilginlerimiz, sabırlı, temkinli ve tedbirli olmanın yanında hikmetli konuşarak fitnecilerin planlarını bozmalıdırlar.

 Mesela Ayasofya Kebir camiinde imamlık yapan Profesör Sayın Mehmet Boynukalın İstanbul sözleşmesi ve ekonomiye yönelik ayetleri nakletmesi, bir din bilgini olarak sorumluluğu yerine getirmiştir. Diyanet işleri Başkanı Sayın Ali Erbaş’ın Ayasofya’daki ilk Cuma hutbesinde, Fethin sembolü olan Ayasofya’nın cami olarak vakfeden, Fatih’in vakfiyesinden bazı cümleleri nakletmekle, tarihi bir hatırlatmayı yapmıştır.

Ayasofya Kebir camisinde yapılan hafızlık cemiyeti münasebetiyle emekli vaiz Sayın Mustafa Demirkan’ın naklettiği  “ Allah’ın mescitlerinde Allah’ın isminin anılmasına mani olan ve harap olmaları için çalışan kimselerden daha zalim kim olabilir? (Bakar114) Bu ayeti kerim üzerinden yapılan duadan, farklı anlamların, farklı işaretlerin çıkarılmaması için, din bilginlerimiz, tarih bilinciyle ve siyaset ilmiyle konuşmaya özen göstermelidirler.

Sözünü etiğimiz din adamalarının söyledikleri gerçekler üzerinden zorlama yorumlar yaparak, bu konuşmalardan, Atatürk işaret edilmiş gibi bin anlam çıkarmaya çalışanlar,  Enam suresinin 93. ayetine bakarak kendilerine çeki düzen vermelidirler. “ Allah’a karşı yalan uyduran,  kendisine vahiy gelmediği halde. Vahyin geldiğini söyleyen, bir de Allah’ın indirdiği vahyin benzerini bende indireceğim diyenden daha zalim kim olabilir?  Yalandan Atatürk seviciliği yaparak, kendi ideolojilerini güçlendirmek için Atatürk istismarcılığı yapanlar, Atatürk ‘ün dini bilgisinin zekâtı kadar dini bilgiye siyasi tecrübeye sahip olmadıklarını bilmedirler.

  Din adamları sadece dinin ibadet ve ahlak kısmını konuşmak gibi bir sınırlamaya tabı tutmak İslam dinine yapılan en büyük hakarettir. Son ilahi din olan İslam, siyasetten ekonomiye, mili eğitimden savunmaya, çevreden tarıma, enerjiden ulaşıma, hülasa her alanı kuşatan, insanların mutlu bir hayat sürmelerini tanzim eden evrensel bir dindir.   Din bilginlerimiz Kur’an-ı anlatmaya başlayınca, bazı muhalif kafalar,   din bilginlerinin konuşmaları üzerinden iktidar partisine tutarsız bir şeklide saldırmaya başladılar.   

Unutmayalım ki,  , Kur’an’ın emir ve yasaklarını topluma anlatmaktan rahatsız olanlara, İslam eksenli olarak kurulan devletlere, Osmanlı ya Osmanlı padişahlarına Türkiye cumhuriyetinin kuruluş mücadelesini veren tarihi şahsiyetlere,  özelikle M. Kemal Atatürk’ü istismar ederek müslümanlara hakarette bulunan zevata, ilmi verilerle cevap vermezsek toplumun güvenini sarsmış oluruz.

 Kendine güveni olmayan kişi ve kişilerin hayatta başarılı olamayacakları gibi, güveni bozulan bir toplumun ayakta durması da zorlaşacaktır. Kişilerin ve toplumun milli güvenliğini sağlayan ana iksir,  İslam dinine tereddüt etmeden sadakatle bağlı olduğumuzu ilan ettiğimiz imanımız ve salih amellerimizdir.  İbadetlerimiz de uzaklaşırsak, imanımız zayıflayacaktır. İmanımız zayıflayınca birbirimize karşı olan sevgimizi ve saygımız bozulacaktır. Bu hal devam ederse milli güvenliğimiz zarara uğrayacaktır.

 Yıllarca ANAP’ da şimdide İYİ parti siyaset yapan prof. unvanlı bir siyasetçi AK partisini eleştirme uğruna, televizyon ekranından şu sözleri söyleyebilmektedir. “AK partisi din eksenli bir siyaseti ülkemize yerleştirmeye çalışıyor” diyerek, dış şer güçler ve içteki işbirlikçilere mesaj vermesi müslüman milletimizi derinden yaralamıştır.   Üzülerek ifade edelim ki, din adamlarının söylediklerini saptırmak suretiyle sözde Atatürk ’e sahip çıkıyormuş gibi yapan,  Atatürk istismarcılarına altından kalkamayacakları bir şekilde okkalı bir cevaplar verilmelidir.    İslami değerleri savunarak, yaşamaya çalışan insanların iktidarda olmalarından rahatsız olanlar, bilsinler ki İslam’la ve müslümanlarla barışmadıkları surece,   sağduyulu milletimiz, ülkenin yönetimini kendilerine teslim etmeyecektir.

Emekli vaiz Mustafa Demirhan’ın sözleri üzerinden fırtınalar koparanlara bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Ayasofya camisinin müzeye çevrilmesi kararının altında Atatürk’ün imzası olmadığını söyleyen tarihçilerimiz vardır.  Ayrıca içten ve dıştan gelen baskılara karşı, Ayasofya’nın tekrar kiliseye çevrilmemesi ve harap olmaması için,  müzeye çevrilmesine uygun görüldüğünü söyleyenlerde vardır.  Meseleye o günün şartlarına göre bakarsak, Mustafa Kemal Atatürk çok zekice ve akılıca bir karar aldığını söyleyebiliriz. 

Ayasofya’nın camiyi çevrilmesini istemeyen dış şer güçlerin, medya üzerinden yaptıkları baskı ve dayatmalara, fırsat bulduklarında Ayasofya Kebir camisinin kiliseye çevrilmesini isteyen zalimlere,  Bakara suresinin 114. Ayetiyle cevap verilmesinden hiçbir müslüman rahatsız olmaz, olmamalıdır.  Yapılan dua da Atatürk’ün adı geçmediği halde, hastalıklı kafaların Atatürk’e işaret edildiğini söylemek suretiyle,   bilmeden İslam düşmanı zalim şer güçlerin ve yerli işbirlikçilerin sinsi planlarına alet olmaktadırlar.  Bakara suresinin 114. ayetini anlamayanlar, yapılan duadan Mustafa Kemal Atatürk’e gönderme yapıldığın çıkarmak, tarih bilincinden yoksun Atatürk istismarcılarının yapacağı iştir.

Yüce Allah’tan başka İlah tanımayan kişi ve kişiler, sevdiklerini ilahlaştırarak cahiliye döneminin bataklığını düşmez, düşemezler.  Mustafa kemal Atatürk Türkiye cumhuriyetinin istiklal mücadelesi veren kadroların başkumandanı, ilk cumhurbaşkanımız olan tarihi bir şahsiyettir. Bu sıfatları inkâr etmek nekadar yobazlık ise, Atatürk’ü istismar etmek suretiyle milletin kafasına bir soba gibi göstermeye çalışmak daha büyük bir yobazlıktır.   

Mustafa Kemal Atatürk’ü gerçekten sevenler Elmalı Ahmet Hamdi Yazır’a yaptırdığı tefsirini okusunlar ve ona göre hareket etsinler. Helal ve haramları birbirlerine karıştırarak dinimizi sulandırmaya çalışmasınlar. Müslümanları hedef tahtasına koymak suretiyle ülkede gerilim çıkarıp şer güçlerin planlarına alet olmasınlar. 

Atatürk istismarcılığı yaparak, ülkenin milli ve manevi olarak kalkınmasına önem veren siyasileri, siyasi partileri,  eleştirenler Atatürk’ü değil,  milli şef dedikleri ismet İnönü’yü daha çok severler.  Atatürk’ün resmini okullardan çıkaran, kendi resmini paranın ve pulların üzerine bastıran İsmet İnönü’ye ses çıkarmazlar, yanlış yaptığını söylemezler. Rahmetli Menderes Atatürk’ün hatırasını korumak için 5816 sayılı Atatürk’ü koruma kanununu çıkaran rahmetli Adnan Menderes’in idamına alkış tutanlar, Atatürk istismarcıları İnönü sevicileridir.  Atatürk istismarcıları bu millete Atatürk’ü anlatamazlar. Atatürk’ün kemiklerini din adamları değil, Atatürk istismarcıları sızlatmaktadırlar. İslam inancında, müslüman ölünün arkasından konuşulmaz, konuşulursa rahmet okunur.

İki asırdır çektiğimiz çilenin asıl nedenini bilmez ve anlamaya çalışmazsak, şer güçlerin ve içteki bir avuç işbirlikçilerin zulüm ve baskılarına maruz kalacağımızı bilmeliyiz.   Çilemizin asıl nedeni Yüce Allah’a kul olmaktan uzaklaşarak, batının kötü hasletlerini taklit etmeye başladık.  Son İlahi din olan İslam dinini vicdanlarımıza hapsederek fiili olarak yaşanmasını istemedik. Kur’an-ı kerime inandık,  fakat Kur’an’ın ne dediğini anlamaya gayret etmedik. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) ‘e iman ettiğimizi söylediğimiz halde, hayatımızdan çıkardık. Müslüman olduğumuzu söyledik, lakin dünyeviliklerin tutsağı olarak helal ve haramları birbirine karıştırdık. Zengine, güçlüye, zalime, haine ses çıkarmadık.  Mazluma, mağdura sahip çıkamadık.   

Yeniden bir toparlama surecine girdiğimiz gören şer güçler ve içteki işbirlikçiler, kudurmaya başladılar. Üzülerek ifade edelim ti bazı müslümanlar bu kudurukçu şaşkınların yanında yer almaktan çekinmediler.  Ülkenin ve milletin yararına yapılanı maddi ve manevi hizmetlerini hafife alarak eleştirmekten geri durmadılar.  Din bilginlerimizle sohbetimize haftaya devam edeceği.