Alaettin KÖKSAL


YAZILACAK, KONUŞULACAK O KADAR ŞEY VAR Kİ, HANGİ BİRİNİ ELE ALAYIM

--------------


Tarih boyunca ülkemiz ve İslam dünyası üzerinde hain emelleri olan şer güçlerin değişmeyen alçaklıklarını mı yazayım.  Dünya barışı için, iyi niyetle yaklaştığımız, müttefik ve stratejik ortak dediğimiz zalimlerin alçakça yaptıkları ve yapamaya çalıştıkları ihanet planlarını, yalan ve dönekliklerini mi yazayım. Ülkemizin aleyhinde örgütledikleri ve destek verdikleri PKK, DAEŞ, FETÖ, YPG, PYD gibi ihanet örgütleriyle ülkemizi verdikleri maddi ve manevi zararları mı yazayım. Amerika’nın Dedeağaç’ta yaptığı askeri yığınağı, terör örgütlerine verdiği binlerce tır dolusu silah yardımlarını, İsrail’in fitnelerini mi, vakti geldiğinde nasıl bir inkılâpla yıkılacaklarını mı yazayım.   

Vatan, din, namus, izzet, şeref, onur haysiyet konusunda konuşurlarken mangalda kül bırakmayan, karakter katsayıları düşük, emperyalistlerin gönüllü piyadelerinin yalan ve iftiralarını mı yazayım. Şer güçlerin ihanetlerini gördükleri halde, basit siyasi çıkar ve menfaatlerinden dolayı, bilerek/bilmeyerek zalimlerin ve işbirlikçilerinin değirmenine su taşıyarak zalimlere yardım eden, bilinç fukarası müslümanların düştükleri zillet çukurunu mu yazayım.       

Ülkemizi parçalamak maddi ve manevi yönden zayıf düşürmek için dıştan gelen siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel saldırılara karşı durmayan, sesleri yüksek çıkan bir avuç insanın, inançlarını yaşamak isteyen bay ve bayanlara yaptıkları onursuzca yaptıkları baskı ve zulümlerini mi yazayım.   Kanları ve canlarıyla istiklal mücadelesi veren tarihi şahsiyetlerimizi, yol arkadaşlarını istismar eden ruhsuz insanların ahlaksızlıklarını mı yazayım.    

Ülkenin siyasi istikrarını,  maddi ve manevi kalkınmasını, milletin refahını sağlamak için mücadele eden Rahmetli Adnan Menderes ve iki bakanın neden idam edildiğini, Rahmetli Turgut Özal’a önce suikast, sonra zehirlenerek öldürülmesini,  rahmetli Erbakan hocanın neden kimler tarafından engellediğini mi yazayım.  Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na,  orgeneral Eşref Bitlis paşaya yapılan suikastların ve faili meçhul cinayetlerin askeri darbe ve muhtıraların, 28 Şubat-1997 post modern darbenin ve her cinsten (siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel olarak)  örgütlenmiş olan terör olayların ark planında kimlerin olduğunu, kimlerin maşa olarak kullanıldıklarını mı yazayım.  Siyaset kurumun yalanla iftiralarla, yandaş, yoldaş, arkadaş, partidaş, ırktaş anlayışıyla kirletenlerin yaptıkları haksızlıkları mı yazayım.   

Şer güçlerin ve yerli işbirlikçilerin, neden İslam dinine ve müslümanlara düşman olduklarını anlamak istemeyen, sözde müslümanların şuursuzluklarını mı yazayım. İslam dini sadece müslümanların haklarını değil, tüm insanların hakkını hukukunu, mal, can, akıl, ilim ve nesil emniyetlerini koruyan cihan şümul bir din olduğunu bilenlerin sesiz duruşlarını mı yazayım.  İslam dininin barış ve huzur dini olduğunu anlamayan veya anlamak istemeyen kimlik müslümanlarının, dinimiz İslam’a hakaret eden soysuzlara cevap veremeyen ilahiyatçı akademisyenlerin ve din bilginlerinin tutarsız, anlamsız, bilinçsizce konuştuklarını ve yazdıklarını mı yazayım.   

İslami değerlere karşı hassas olduklarını söyleyen bazı yazarların hala korku imparatorluğunun tesirinden kurtulamadıklarından, “Devletin dini olmaz, devletin dini adalettir” gibi benzeri cümlelerle cihan şümul olan İslam dinini dar bir çerçeveye soktuklarını mı yazayım.   

“ Allah indinde tek din İslam’dır”  İslam dini her yönüyle tamamlanarak insanlara emanet edilen ve Allah tarafından koruma altına alınan bu ilahi din,  hayatın her alanını hükümleriyle kuşatan kontrol eden bir nizamıdır. Bu nizamı kabul edenlerin kurdukları devletin dini İslam’dır, anlayışını anlamayanların yaşadıkları travmaları mı (İncinmelerini) yazayım.  

Müslüman olduklarını söyledikleri halde, vesayetçi zihniyetten kurtulamadıklarından fırsat bulduklarında, mütedeyyin insanların milli duruşlarına,  dini anlayış ve yaşayışlarına, dolayısıyla son ilahi din olan İslam dinine niçin hangi sebeplerle karşı geldiklerini mi yazayım.  İnançları gereği başörtüsü takan kız öğrencilerini ikna odalarına alarak, zorla başlarını açmaya çalışanların, devlet dairelerine ve hastanelere sokmayanların, başını örterek okumak isteyenlere, Suudi Arabistan’a gidiniz diyenlerin,  nasıl bir ruhla hareket ettiklerini mi yazayım.  

Ülkenin maddi ve manevi kalkınmasına önem veren, Rahmetli Erbakan hocanın milli ve manevi zihniyetine habis ur, rejim düşmanı, irticacı diyerek kurduğu dört partisini haksız bir şekilde kapatanların kirli ruhlarını, kiralanmış beyinlerini mi yazayım.   Rahmetli Erbakan hocaya ve milli görüşçülere yaptıklarını unutan, ilkelerinden taviz vererek karakterlerini değiştirmeye çalışan, sözünü ettiğimiz bu kirli ruhlarla ve kiralık beyinlerle dirsek temas içinde olan, işbirliği yapan kişilerin değişim ve dönüşümlerini mi yazayım.     

 28-Şubat-1997 süreciyle müslümanların manevi cephesine savaş açan zihniyet, 15-Temmuz-2016 tarihinde Sayın Erdoğan’a savaş açarak ülkenin ekonomisine milyarlarca dolar zarar vererek, milleti nasıl sömürerek fukara bıraktıklarını mı yazayım.  15Temmuz-2016 tarihinde dış destekli FETÖ darbe girişimine kalkışanlar İstedikleri neticeyi alamayınca,  AK partisi iktidarını yıpratmak için, İstanbul kanalı projesi üzerinden, Montrö anlaşmasını dillerine dolaştırmaya başladılar. 30-Ocak-2020 tarihinde 126 eski diplomatların, 04-Nisan-2021 tarihinde, 104 emekli amirallerin, 05-Nisan- 2021 tarihinde ağırlıklı olarak CHP’li olan eski milletvekillerinin yayınladıkları bildirilerin nedenlerini mi yazayım.   

Bütün bu yapılanlara ses çıkarmayan milli görüşçü Temel Bey”in, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun  “ Cumhurbaşkanı adayı nefsini terbiye etmiş yozlaşmayacak bir aday olmalı”  cümlesi erdemliliktir diyerek, İktidarda olan arkadaşlarımız, bu cümleyi söyleyen kişiyi tebrik etmelidirler” diyor. Milletin aklıyla alay edercesine, Sayın Erdoğan’ın nefsini terbiye etmediğini ve yozlaştığını söylemeye çalışan, nefsi mağlubun ve mağlupların ruh hallerini mi yazayım.  

Son cümlemiz, Sayın Cumhurbaşkanı, “Dicle’nin kuzularını çakallara yetirmeyeceğiz” diyor.  85 milyon insanımızı kucaklayan, mana yüklü bu cümleyi, AK partili yetkililer çok iyi anlayarak, kendilerini iktidara taşıyan isimsiz kahramanları unutmamalıdırlar.    Bazı insanları bulunmaz hind kumaşı gibi, yeni makamlar veya yönetim kurulu üyelikleri tahsis etmek suretiyle, ikinci bir maaş vermek için uğraşırlarsa,  Dicle’nin kuzularını çakallara yetirmiş olurlar.  Cumhur ittifakı ve millet ittifakı “Mesele vatansa gerisi teferruattır”  anlayışıyla hareket etmelidirler. Milletin tokadını yiyen kolay bir şekilde ayağa kalkamaz.  Selam ve dua ile