-Abi merhaba
-Merhaba doktorum.
Adını sanını daha sonra dillendireceğim.
-Kaç yılıydı İstanbul'a geldiğinde.
-2006
-Emekli olmuştu da araba almaya mı gelmişti.
-Yoo,emekli değildi.
-Nasıl yâni
-Biliyorsun,sezonluk işçiydi Çaykur'da. Yılın altı ay'ı çay experi olarak çalışıyordu. Altı ay boştaydı.
Bilmiyordum.
-Boşta olduğu dönemler hadi maaş almıyor anlarım. Sağlık güvencesi devam etmiyormu bu durumda?
-Etmiyor!
-Allah Allah..
Kendisini bir ömür yatağa mahkum edecek kazaya maruz kalması çalışmadığı döneme denk geldiği için emekli de olamamıştı!
Hevesi kursağında elden ayaktan düşmüştü.
.......
Mustafa abi ,Kayaoğlu ile çok samimiydiler. Güzel huylu,güzel ahlaklı bir insan portresi kalmış hafızamda.
Bu munis zat,hiç alınmaz,aksine yüzünde tebessüm eksik olmazdı.
Hafif pörtlek gözleri,elma yanakları ve kızıla kaçan alabros saçlarının çevrelediği yüzü sanki çilli gibiydi.
Sevimli bir İskoç edası vardı görünüşünde.
Mustafa abi'nin has dostuydu.
Birbirlerine ünsiyetlerinin etrafı da nasıl neşelendirdiğini dün gibi hatırlarım.
.......
Epitopu bir kaç gez görme ve tanışma fırsatım olmuştu.
Vesile olan dostlar olunca kırk yıllık dost gibi ısınmıştık birbirimize.
O yaz İzmit'de kırmızı bir Skoda için sahibiyle sözleşmişlerdi.
Elinde ki birikimi dostlarından aldıklarıyla denkleştirip arabayı teslim aldığında dünyalar onun olmuştu.
Tecrübesi olmadığından, karşıköyden bir arkadaşıyla anlaşıp yola koyulmuşlar.
.......
Ertesi gün Kayaoğlu Mustafa abim aradı:
-Hoca,Mustafa âbi kaza yaptı. Yoğun bakımda!
Birden kavrayamadım.
-Hangi Mustafa abi?
-Pörge
......
Kazanın olduğu yıldan bugüne,yirmiyıl, tamamıyla yatağa bağımlı ev hastası olarak yaşadı.
Sanırım 2008'de Kaya abimle ziyaretine gittiğimizde bizi tanıyamamıştı.
......
Böylesi anlarda;
Ziyaret sırasında kocaman bir burukluk ve boşluk hissi ruhumuzu esir alır!
Öyle ya,kısa bir süre önce sadece bir bakış ve edayla iletişim kurabildiğimiz insan,
yaşayan ölü hâliyle,
O an sizin çaresizliğinizin ve acziyetinizin timsali gibidir.
Hareketlerimiz, yüz ifademiz anlamdan yoksundur.
Sus pus,önunüzde bir noktaya dalarsınız!
birşeyler geveleyim dedikçe, çırpındıkça batarsınız!
O ânın ağır yükünden bir an evvel sıyrılıp,kendi hayhuyunuza dönmek; uzun süre havasız kaldıktan sonra derin bir oh çekmek için can atarsınız!
Sahte gülücük ve tevazu gösterisi ile eliniz ayağınız birbirine dolanır.
Geri geri sürünen ayaklarla sağ avucunuz gah kalbinizde gah 'Allaha ısmarladık' pozisyonunda.
Ruhunuz dötnala yalan dünyanıza doğru koşar ha koşar!
Gerçeklik insanı bu durumlarda ne kadar da gülünesi ve acınası hâle sokar!
Muamma ki çözebilene aşk olsun!
Sanki bir orman yangınından,bir sel felaketinden ya da depremden sağ kurtulmuşuzdur nerdeyse.!
....
Geceli gündüzlü,yedi yirmidört,kazadan bugüne yirmi yıl hiçbir karşılık görmeden ve beklemeden buna katlanan,derken belkide müfteri oluyorum;
İçten,Allah rızası için kendini feda eden,vakfeden bir insanı ;
Böylesi insanları anlatacak,takdir edecek bir söz kümesi bulan varsa beri gelsin!
Huzurlarında;
Eğik başımız ve yumuk gözümüz hizasında iki avucumuz bitişik kalakalmak!
Takınabileceğimiz en asil tavır bu olabilir.
Tek bir söz söylemeden, kıpırdamadan!
...
Bugün duydum ki ölmüş Pörge abim.
Allah gani gani rahmet etsin.
Çoğumuzun 'Allah kurtardı' dediğini duyar gibiyim.
Acizler olarak sarfedebildiğimiz tek cümle!
Hikmetinden gafil ve mahçup olduğumuzun farkında olmak bile nimet!
........
Uzun süren çileli ömrün akşamında
Yirmi yıllık trajik bu hikâyenin asıl kahramanı!
Merhumun eşi.
Eli öpülesi
Neriman hanımefendi.
Şükür ki gösterişsiz, asil ve vakur;
Böylesi kahramanlarımız o kadar çok ki!
Kahir ekseriyeti kadınlarımız!
Maço ve külhani tavrımızla ne kadar komik olduğumuzu bi'idrak etsek ne iyi olur.
Bu da az emek ve farkındalık istemiyor
.....
Vefatı üzerine sorgulayınca öğrendim. Hayrunnas insanlar el atmış atmasına da:
Asıl soru şu:
Başta sorumlusu olduğum İstanbul Uzungöl Derneği olmak üzere,ortalıkta mebzul miktarda Uzungöl adını taşıyan onca tüzel yapı!
Bu ve benzeri durumlarda esamisi okunmuyorsa;
Değil Kış, Rio Festivali düzenlesek., milyonları alana doldursak, Uzungöl'ü uçana kaçana tanıtsak ;
Ne yazar!
.......
Hem birey olarak hem Dünya olarak içinde bulunduğumuz ruh hâlini ne şairane anlatmış Sezai Karakoç, Hızırla Kırk Saat Şiirinde;
.......
Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kağıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini
nasıl sileceğimi öğretmediniz
.....
'Umulurki öğüt alırsınız'
Zariyat 49.âyet