Dr. İrfan İnce

Tarih: 05.01.2026 03:09

Edward W. Said

Facebook Twitter Linked-in

Evet, ifade özgürlüğünün olmadığı yerde konfor alanını terk etmek kaç babayiğidin harcıdır?  Kendi küçük dünyamızda kaçımız bunu başarmıştır?  Kendi ikbalinin konforundan hangimiz feragat etmiştir?

Yusuf Tunçbilek nam yazarın, İlim Yayma Cemiyeti'nin bu yılki bilim adamı ödülünü alan Şener Aktürk'ü,

Özellikle 'Batı'da kariyer Doğu’da öfke' ve bugünün konjonktüründe memleketin hali hakkında etliye sütlüye bulaşmayarak; konformist davrandığı şeklinde özetlenebilecek eleştirisi⁽¹⁾ üzerine bu yazıyı kaleme aldım.

Gerçi yazılanların okunup okunmadığından çok emin değilim.

Ola ki okuyan varsa işbu makalenin bu mecraya uygunluğu tartışılabilir.

Umursamıyorum.

Saygısızlık olarak addedilmesin.

Nitekim daldan dala atlayacağımı belirtmiştim.

Sadece yerele değil, hayata dair her şeye açık bir perspektif, beni daha çok mutlu ediyor.

Mâlumatfuruşluk olarak telakki edilirse de rahatsız olmam.

Zira insanız.

Hiçbir hatadan ve acizlikten emin ve mahfuz değiliz. Allah ıslah etsin.

Bu girizgâhtan sonra,

Şimdi makale başlığına geri dönebiliriz.

Edward Said

Bu ismi bilenimiz, duyanımız vardır.

Yazının konusuyla alakalı olmasaydı bile başlı başına bilinmesi ve tanınması gerektiğini düşünüyorum.

Dini, ırkı, yetişme tarzı, entelektüel birikimi, akademik kariyeri ve dünyada olan bitene karşı duruşu göz önüne alındığında,

Böylesi hakkaniyetli, hikmetli ve cesur yürekli portrelerin ne kadar az olduğunu fark edeceksiniz.

Bu arada 

Zenci, kolonyalizme şiddetle karşı, tıp doktoru ve aynı zamanda tam bir entelektüel olan Franz Fanon'un hakkını da yemeyelim.

İlginçtir, ikisi de ileri yaş lösemisinden vefat etti.

Şu ana kadar hakkında okuduklarımdan yola çıkıyorum.

 

Vira bismillah

Edward Said

Filistinli Hristiyan bir Arap’tır.

Son Osmanlı entelijansiyası gibi dibine kadar batılı bir eğitimden geçer.

Mısır'da Galatasaray Sultanisi'ne denk bir okulda, zengin bir ailenin çocuğu olarak okur.

Otobiyografik kitabı Yersiz Yurtsuz'daki bir ayrıntı, magazinsel olması bakımından aklımda kalmış.

Bahsetmeliyim.

Asıl adı Michel Dimitri Chalhoub olan bu portre, kitapta pek değil hiç olumlanmaz.

Aksine Edward Said'in zihninde kendini beğenmiş, İngilizlere yaltaklanan, antipatik bir figür olarak kalmıştır.

Kendi gibi Hristiyan Arap olan, hepimizin filmlerinden aşinası olduğumuz bu kişi Ömer Şerif'ten başkası değildir.

Said,

Amerika'da eğitim görür ve Dünya'nın sayılı entelektüellerinden biri olur.

Aynı zamanda ilk intifadada çocuklarla beraber İsrail tarafına taş atacak kadar aktivisttir.

Fotoğraf ikoniktir.

Edward Said seems like a prophet: 20 years on, 'there's hunger for his  narrative' | Israel-Gaza war | The Guardian

Şaheseri Oryantalizm’dir.

Dilimize Şarkiyatçılık olarak çevrilmiştir.

Batının Doğu'ya bakışının 'kitab'ını yazmıştır.

Oryantalizm dendiğinde neyin kastedildiğini belirleyip kavramsallaştırmıştır.

O eserinden sonra denebilir ki dağınık sağduyulu yaklaşımları tek bir kelimeye sığdırmıştır.

Bunu bir Hristiyan ve o kültürün kodları ile yetiştiği halde yapmıştır.

Oksidentalizm denilen, zaman zaman körü körüne toptancı bir Batı düşmanlığının aksine, uzmanlık alanı olan karşılaştırmalı edebiyat üzerinden yapmıştır bunu.

Başucu ve başvuru kitabıdır.

Doğu'yu hep 'öteki' olarak gören çoğunluk edebiyatçı, filozof ve araştırmacıların eserleri üzerinden saptamalar ve çetin ceviz analizler yapmıştır.

Hasbelkader yaşamının bir bölümünü ya da çoğunu 'Doğu'da geçirmiş olanlar özellikle hedeftedir.

Egzotik tatmin mekânları olarak belledikleri o coğrafyada, bireysel ego tatmininden öteye

gidemediklerini, eserlerini didik didik ederek ortaya koyar.

Örneğin; bizim kolonyal zihniyet kalıbı içerisinde onore ettiğimiz 'Pierre Loti' nam Fransız yazarın

Doğu'ya ve özelde Osmanlı'ya yaklaşımını züppelik olarak değerlendirir.

Kişisel, oldukça romantik ve belki de hedonistik zevklerini tatmin ettiği ölçüde 'değer'lidir Doğu!

Günümüzde iz düşümünün Tayland olduğunu söylemek biraz kaba bir benzetme olabilir ama abartı sayılmaz.

Dünya'daki gelir dağılım dengesizliğinin sonucu olarak semirmişlerin her türlü ifrazatlarını ve arzularını klasik arz talep çerçevesinde tatmin etmeleri gibi.

Edward Said Batı'nın Doğu'ya bakışını sistematize ederken,

Diğer şaheseri Kültür ve Emperyalizm'de,

Hegemonik Kültürü, Emperyalizmin önünü açan bir kar makinesi gibi düşünebileceğimizin ipuçlarını verir.

Yüz küsur yıldır kendi kültürünü küçümseyen, köklerine yabancılaşmış 'aydın'lar ve onları yedeğine alarak halka rağmen 'modernleşme' dayatmasını deneyimliyoruz.

Mısır ve Türkiye bu serüvenin en can alıcı ve en can acıtıcı laboratuvarıdır.

Makalede 'ödül' üzerinden sîgaya çekilen Şener Aktürk'ü ilk defa duydum.

İlim Yayma Cemiyeti, cemaatin ve siyasal cenahın güdümünde idi.

Henüz Milli Görüş gömleğini giyenlerin aynı kaptan beslendikleri zamanlardı.

Belli ki hedef büyüyünce kap yetmez olur.

Hedef büyütecek hırslar 'okyanus ötesi'nden de onay alınca kabına ve gömleğine sığamayanların biti kanlanır.

Bir bakmışım ki ne göreyim?

Gömleği çıkaranlar kaftanı giyince kap da kaptırılmamış, tam tersine hanedanın arka bahçesi oluvermiş.

Kurulduğu günden bugüne 'ilim' ne kadar 'yayılmış'?

Bu bilişim çağında geldiğimiz nokta-i nazardan değerlendirilmesini takdirlerinize bırakıyorum.

Geçmişte ideolojik gerekçelerle 'gerici- yobaz' yaftası alnına çakılı ve 'out' olan yapı meğer hâlihazırda 'in' olmuş, yerli 'Nobel' e dönüşüvermiş.

Zamanla içi dolsa sevinçten takla atacak olan ilk ben olurum.

Emin olun.

Bahsi geçen ödüllendirilmiş zatın bu yapı üzerinden eleştiri oklarının hedefi olduğunu okuyunca;

Edward Said aklıma düştü birden.

Said,

Hem fikri hem zikriyle konfor alanını terk etmiştir etmesine,

Aktürk Türkiye özelinde konfor alanını terk etmemiştir. 

Günümüzde fiili olarak tutarsızlığı sağır sultana fâş olan, 'Batı'  uygarlığı diye bildiğimiz, meğer siyonizmin oyuncağı bir kağıttan kaplanı eleştirmesini çok öngörülü ve gözü pek görmemekle beraber,

Salman Rushdie ya da V.S.Naipaul gibi 'sahibinin sesi' olmasına yeğ tutarım.

Mesela Amin Maalouf: O da batıda kariyer yapmış, dünyaca ünlü Arap asıllı Hristiyan Fransız’dır. Kitabın ortasından yazmaktadır. Onu da tefe koyalım.

Ne kolay!

Hal böyle olunca kantarın topuzu fazla kaçmış.

Batı'nın taşrasından giden ve orada kariyer yapan birine 'vur abalıya' hücum ederken şu ölçü

Unutulmamalıdır:

Doğrudur.

Batı'da eğitim gören birinin kendi aydınlanma serüveni içerisinde kendini oldukça rahat ifade edebilmesi,

Olumlu anlamda Batı'nın hanesine yazılabilir.

Batılı olup da, Aktürk’ü yaya bırakacak eleştirel yaklaşımlar başüstünde yer bulurken,

Bu hakkı,

Kökü orada olmayan Aktürk’e çok görmek, tersi bir kompleksin dışa vurumu gibi geldi bana.

Örneğin;

Umberto Eco,

Eduardo Galeano…

Modernizm, sömürgecilik ve kapitalizm ekseninde Batı'yı yerden yere vurmaktadır.

İyi ki varlar, var oldular ve var olacaklar.

Ödülün ve gerekçesinin yerel dinamikler içerisinde konfor alanına dönüşmesinin fiili bir durum olduğunu düşünüyorum.

Aksi halde durumundan mana çıkarılamayan hiçbir hal kalmaz.

Evet, ifade özgürlüğünün olmadığı yerde konfor alanını terk etmek kaç babayiğidin harcıdır?

Kendi küçük dünyamızda kaçımız bunu başarmıştır?

Kendi ikbalinin konforundan hangimiz feragat etmiştir?

Hegel:

"Minerva’nın Baykuşu alacakaranlıkta uçar" der.

Şu manada;

Filozof, yaşanmışlıklar ve deneyimlerden sonra teorem ve hipotezlerini ortaya koyabilir.

Hâlihazırda olup bitenler üzerinde basiret sahibi olması beklenmemelidir. Zira öylesi müneccimliktir zati.

Batı'da keşifler ve sömürgecilik olup bittikten sonra;

Asıl bugünden geriye baktığımızda, örneğin; Jön Türkler ve sonrası aydınlardan kaçı 

Batı'nın gelişmişliğinin altında yatan zulmü, emperyalizmi ve kolonyalizmi görebilmiştir?

Eleştiri hak getire.

Ziya Paşa'nın,

"Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm

Dolaştım mülk-ü İslamı bütün viraneler gördüm"

Gazelinde bile bataklığın üzerindeki gül bahçesine hayıflanma vardır.

Çok uzağa gitmeye gerek yok.

Benim bildiğim en az kırk beş sene savaştan başka bir şey görmemiş bir ülkede hangi insaf ve izan kâşaneler görmeyi bekleyebilir:

Afganistan!

An itibarıyla gözlemlediğimiz üzerine eleştirel bir yaklaşım insaftan yoksundur.

Fotoğrafın tamamına bakalım.

Hiç olmazsa alacakaranlıkta uçan Minerva'nın Baykuşu olsun,

Aptal karga değil.

 

 

1: https://medyascope.tv/2025/12/27/yusuf-tuncbilek-yazdi-batiyi-elestir-odulu-kap-sener-akturk-vakasi/


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —